Bir evin içinde aynı anda iki telaş yaşanabilir. Bir kişi işe yetişmeye çalışırken yaşlı annesinin ilaçlarını, hastane randevusunu ve gün içinde yalnız kalıp kalmayacağını düşünür. Başka bir evde yaşlı bir insan, kimseye yük olmak istemediği için ihtiyaçlarını söylememeyi seçebilir. Yaş almakla ilgili büyük tabloların içinde bu küçük anları kolayca kaybediyoruz.
TÜİK’in İstatistiklerle Yaşlılar 2025 verilerine göre 65 yaş ve üzerindeki nüfus 9 milyon 583 bin 59 kişiye ulaştı. Bu sayı, beş yıl öncesine göre yüzde 20,5 artış anlamına geliyor. Demografik değişim bir gün karşımıza çıkacak uzak bir mesele değil; bugün ulaşım, sağlık, konut ve çalışma hayatını birlikte düşünmemizi gerektiren bir gerçek.
Fakat yaşlı nüfusu yalnızca ihtiyaçları üzerinden tanımlamak da büyük bir eksiklik. Deneyim, üretim, aile ilişkileri ve toplumsal katılım hayatın belli bir yaşında sona ermez. Asıl mesele, insanların yaş alırken nasıl daha bağımsız, güvenli ve saygın bir hayat sürdürebileceğidir.
Bakım sevgiden ibaret değil, düzen de gerektiriyor
Ailelerin birbirine destek olması toplumumuzun güçlü yanlarından biridir. Ama bakım sorumluluğunun bir kişinin zamanına, gelirine ve sağlığına bırakılamayacak kadar ağırlaşabildiğini de kabul etmeliyiz. Çoğu zaman bu görünmeyen yük kadınların üzerinde birikiyor. Burada her ailenin aynı durumda olduğunu söylemiyorum; yardımın hangi koşullarda sürdürülebilir olduğunu sormamız gerektiğini söylüyorum.
Bir yakınına bakım veren kişinin bilgiye, dinlenmeye ve gerektiğinde profesyonel desteğe ulaşması önemlidir. Hangi hizmete nereden başvuracağını anlayamayan bir aile için yardımın kâğıt üzerinde bulunması yeterli değildir. Başvuru yolu açık, hizmetin kapsamı anlaşılır ve ihtiyaç değiştiğinde yeniden değerlendirme mümkün olmalıdır.
Sağlık hizmetinde de hastaneye erişim kadar sonrasındaki hayatı düşünmeliyiz. Eve dönen kişinin ilaçlarını kullanabilmesi, güvenli hareket edebilmesi ve gerekli olduğunda kime başvuracağını bilmesi tedavinin günlük hayatla bağlantısını kurar. Bu alanda her kişiye aynı çözümü sunmak yerine ihtiyaca göre değerlendirme gerekir.
Yaş dostu şehir nasıl anlaşılır?
Bir şehrin yaş dostu olup olmadığını yalnızca yeni açılan bir merkezden anlayamayız. Kaldırımda yürümek güvenli mi? Otobüse binmek kolay mı? Parkta dinlenilecek yer var mı? Bir kamu hizmetine telefonla veya yüz yüze ulaşılabiliyor mu? Bunlar bağımsız yaşamın sıradan görünen ama belirleyici parçalarıdır.
Diyarbakır’da da başka şehirlerimizde de mahallelerin ihtiyaçları birbirinden farklı olabilir. Yerel yönetimlerin yaşlıları ve bakım verenleri dinleyerek hizmet boşluklarını belirlemesi, kaynakları daha doğru kullanmanın başlangıcıdır. Hedef, yaşlıları hayatın kenarında korumaya almak değil; istedikleri ölçüde hayatın içinde kalmalarını sağlamaktır.
Türkiye’nin geleceği üzerine konuşurken gençlere ne bırakacağımızı soruyoruz. Aynı zamanda bugün yaş almış insanlara nasıl bir hayat sunduğumuzu da sormalıyız. Çünkü bir toplumun gelişmişliği, yalnızca insan ömrünü uzatmasıyla değil, o ömrün her dönemini onurla yaşanabilir kılmasıyla ölçülür.



























