Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
    Ayşe Yıldız
    Ayşe Yıldız

    Okul kütüphanesinin kapısı açık mı?

    Bir okulun kütüphanesinde kaç kitap bulunduğunu sormak kolay. O kitaplara en son hangi çocuğun dokunduğunu sormak daha zor. Raflar dolu olabilir; kapı çoğu zaman kapalıysa çocuk için kütüphane hâlâ yoktur.

    Yeni eğitim yılında okuma alışkanlığından söz ederken evdeki sorumluluğu sık sık hatırlatıyoruz. Aile okusun, çocuk örnek alsın, ekran süresi azalsın. Bunların bir karşılığı var. Fakat bütün çocukların evinde sessiz bir köşe, kitap alacak bütçe veya okuduklarını konuşacak bir yetişkin bulunmuyor. Okul kütüphanesinin önemi tam burada başlıyor.

    Kitap, yalnızca ders başarısını artıracak bir araç gibi sunulduğunda çocuk onunla dar bir ilişki kuruyor. Okuduğu her şeyin sonunda test, özet veya not bekliyorsa merak etmekten çok görevi tamamlamayı öğrenebilir. Oysa kimi kitap bir soruya cevap verir, kimi yeni bir soru açar. Çocuğun bazen yarım bırakma, başka bir kitaba geçme ve kendi ilgisini bulma hakkı da olmalı.

    Bunu öğretmenin işini kolay sanarak söylemiyorum. Kalabalık sınıf, yoğun program ve yetişmesi gereken kazanımlar içinde herkese ayrı okuma yolu açmak güç. Tam da bu nedenle kütüphane çalışmasının birkaç öğretmenin fedakârlığına bırakılmaması gerektiğini düşünüyorum.

    İlk yapılacak iş gösterişli bir bağış töreni olmayabilir. Kapının hangi saatlerde açık olduğunu belirlemek, ödünç alma düzenini kurmak ve öğrencilerin kitaplara ulaşmasını sağlayacak sorumlu kişiyi görevlendirmek daha kalıcı bir başlangıçtır. Kitabın yerini bulamayan çocuk, kendisine yardımcı olacak birine de ulaşabilmeli.

    Kitap seçimi de rastgele yapılmamalı. Bir okulun farklı yaşlardaki öğrencileri aynı rafı paylaşabilir. Okuma güçlüğü yaşayan, Türkçeyi yeni öğrenen veya görme konusunda desteğe ihtiyaç duyan çocukların gereksinimleri farklıdır. Koleksiyonun niteliği, yalnızca bağışlanan kutuların sayısıyla ölçülemez.

    Bir de çocuğun oraya nasıl davet edildiği var. “Git, bir kitap al” demekle, “Senin merak ettiğin konuyla ilgili burada neler var, birlikte bakalım” demek arasında fark bulunuyor. İkincisi çocuğu eksik olduğu için değil, ilgisi olduğu için çağırır. Okumaya yaklaşma biçimini değiştirebilecek kadar önemli bir fark bu.

    Mahalle kütüphanesiyle okul arasında küçük ortaklıklar kurulabilir. Sınıf ziyaretleri, ödünç kitap dolaşımı, yazar buluşmaları veya öğrencilerin seçtiği konularda okuma saatleri düşünülebilir. Fakat etkinlik fotoğrafı çekildikten sonra ilişki bitiyorsa, çocuk için yeni bir alışkanlık kurulmuş olmaz.

    Başarıyı da biraz farklı aramalıyız. Kaç kitap okunduğu kadar, daha önce hiç ödünç almayan kaç öğrencinin ilk kitabına ulaştığına bakabiliriz. Kitapları tek bir grubun kullandığı bir okulda toplam sayı yüksek görünür; erişimdeki eşitsizlik yerinde kalır.

    Çocuklardan her gün daha fazla şey öğrenmelerini istiyoruz. Onlara kendi sorularının peşinden gidebilecekleri bir yer vermek de bizim sorumluluğumuz.

    Kütüphanenin varlığı duvardaki tabelayla değil, kapısını çekinmeden açan çocukla anlaşılır.

    YORUMLAR

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    YAZARLAR
    TÜMÜ

    SON HABERLER