Saraybosna'dan başka bir ülkeye giden gencin hikâyesini anlatırken işini, okulunu ve yeni hayatını konuşuyoruz. Geride kalan evin hikâyesi daha az duyuluyor. O evde yaşlanan anne baba, hastane randevusu veya tek başına yapılması güç gündelik işler bulunabilir. Göç, bir kişinin sınırı geçmesiyle başlayan; iki yerde birden devam eden bir hayat düzenidir.
Bu düzeni yalnız para gönderme üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Düzenli bir gelir, aile için büyük destek olabilir. Fakat para, her ihtiyacın karşılığı değildir. İlaç alınmasına yardım edebilir; ilacın düzenli kullanılıp kullanılmadığını takip edecek bir insanın yerini her durumda tutamaz. Bir evin masrafını azaltabilir; o evde yaşayanın yalnızlığını aynı ölçüde azaltmayabilir. Bu farkı görmeden kurulan sosyal politika, aileye gerçekte taşıyamayacağı bir yük bırakır.
Balkan ülkelerinde göçü değerlendirirken yurt dışındaki insanı suçlayan dili doğru bulmuyorum. Kişinin kendisine bir hayat kurmak istemesi anlaşılır bir ihtiyaç. Geride kalanların bütün sorununu onun tercihine bağlamak kolay bir açıklama sunar ama çözüm getirmez. Asıl mesele, aile bireyleri başka ülkelerde yaşadığında temel hizmetlerin nasıl sürdürüleceğidir. Kamu düzeni, herkesin ailesine yürüme mesafesinde yaşadığı varsayımıyla hazırlanamaz.
Bakım hizmetinde mahalleyi tanıyan bir yapı önem taşır. Yaşlı veya engelli kişinin ihtiyacı ortaya çıktığında ulaşabileceği bir nokta bulunmalı. Sağlık hizmetiyle gündelik yaşam desteği arasındaki bağlantı kurulmalı. Bir insan alışverişe çıkamıyor diye mutlaka sürekli bir bakım kuruluşuna yerleştirilmesi gerekmeyebilir. Doğru destek, onun kendi evinde ve tercih ettiği çevrede yaşamını sürdürebilmesine imkan verebilir.
Bu konuyu romantik bir komşuluk anlatısına da bırakmamalıyız. Komşu yardımı değerlidir; fakat her gün, her saat hazır olduğu varsayılamaz. Bir kişinin iyi niyetinin üzerine kurulmuş hizmet, o kişi hastalandığında veya taşındığında sona erebilir. Gönüllülüğü desteklemekle kamu sorumluluğunu gönüllüye bırakmak farklı şeylerdir. Bakımın sürekliliği, görev ve kaynakları belirlenmiş bir düzen gerektirir.
Yurt dışındaki aile bireyinin hizmet hakkında bilgi alabilmesi de önemli. Hangi desteğin sağlandığını, bir ihtiyaç olduğunda kiminle görüşeceğini ve acil durumda ne yapılacağını bilmeli. Bu bilgi paylaşımı, geride kalan kişinin rızasını ve mahremiyetini gözetmeli. Yaşlı insan, uzaktaki yakınlarıyla kurumlar arasında konuşulan bir dosyaya indirgenmemeli. Kendi hayatına ilişkin kararın içinde yer almalı.
Dijital araçlar yardımcı olabilir. Görüşmek, randevu takibini kolaylaştırmak veya bilgiye ulaşmak için kullanılabilirler. Ancak ekranın açık olması, fiziksel desteğin bulunduğu anlamına gelmez. İnsan görüntülü konuşmada iyi görünebilir; evden çıkmakta veya işlerini yapmakta yine zorlanabilir. Teknolojiye güvenen bakım planı, teknoloji kullanamayanı da görebilmelidir. Aksi halde yardım, en çok ihtiyacı olana en zor ulaşır.
Aile içindeki yükün kimde toplandığını da soralım. Kalan kardeş, eş veya yakın, bakımın bütün sorumluluğunu üstlenirken kendi işini ve yaşamını erteleyebilir. Bu emeğin görünmez kalması, yalnız bakım alanı değil, bakım veren kişiyi de zorlar. Destek hizmetleri hazırlanırken dinlenme, danışmanlık ve geçici yardım ihtiyacının hesaba katılması gerekir. Ailenin bir kişisi tükenene kadar dayanmasını beklemek sürdürülebilir bir çözüm değildir.
Saraybosna'nın ve Balkanlar'ın geleceği hakkında konuşurken yalnız giden gençleri saymakla yetinemeyiz. Kalanların nasıl yaşadığını da izlemeliyiz. Bunun için göçle bakım politikasının farklı odalarda konuşulmasına son vermek gerekir. Biri diğerinin konusu değilmiş gibi davranıldığında, değişen aile yapısı hizmet planlarına geç yansır.
Göç edenlerin ülkeleriyle bağını güçlendirmek istiyorsak yalnız ziyaret ve yatırım çağrısı yapmayalım. Geride bıraktıkları yakınlarının güvenli bir hizmete ulaşabildiğini göstermek de o bağı güçlendirir. İnsan, doğduğu yerle ilişkisini bazen bir yatırım hesabından çok annesinin kapısını kimin çaldığı üzerinden kurar. Bu ihtiyacı küçümsemek, ortak hayatı yalnız ekonomik karşılıklarla düşünmektir.
Bir ülkenin evlatları başka yerlerde yaşayabilir. Geride kalanların yaşlılığı, bunun cezası haline gelmemeli. Göçü yönetmenin en insani ölçülerinden biri, sınırı geçen kişiye de kapısı sessizleşen eve de aynı dikkatle bakabilmektir.



























