Dünya yeni güç merkezleri arıyor.
Ticaret yolları değişiyor, enerji haritaları yeniden çiziliyor, ülkelerin jeopolitik ağırlığı artık sahip oldukları topraklardan çok, birbirine bağlayabildikleri coğrafyalarla ölçülüyor.İşte tam bu dönemde Türkiye ile Azerbaycan arasında yıllardır büyüyen kardeşlik, Avrasya’nın geleceğini etkileyebilecek bir stratejik güce dönüşüyor.
Bakü ile Ankara arasındaki ilişkiye bugün yalnız iki ülkenin yakınlığı üzerinden bakmak büyük resmi kaçırmak olur.Çünkü artık önümüzde çok daha büyük bir tablo var:
Türkiye ile Azerbaycan, Türk dünyasının stratejik omurgasını birlikte kuruyor.
Bu omurganın üzerinde enerji hatları var.Demiryolları var.Limanlar var.Orta Koridor var.. Ve bütün bunların merkezinde yıllar içinde oluşmuş çok güçlü bir siyasi irade bulunuyor.
Bişkek’te verilen mesaj
1 Eylül 2026’da Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev Bişkek’te yeniden bir araya geldi.İki lider görüşmede Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin kardeşlik ve stratejik müttefiklik temelinde gelişmesini, bölgesel barış ve istikrarı, iş birliğinin yeni alanlarını ele aldı.Bu görüşmenin taşıdığı anlamı doğru okumak gerekiyor.Erdoğan ile Aliyev’in her buluşmasının ardından mutlaka yeni bir belge imzalanması gerekmiyor.Çünkü iki ülke arasındaki siyasi güven artık kendi başına bir stratejik değer taşıyor.Ankara, Bakü’nün gücünü kendi gücünün bir parçası olarak görüyor.Bakü de Türkiye’nin bölgesel ve küresel ağırlığını Türk dünyasının ortak kazanımı olarak değerlendiriyor.Bu anlayışın en güçlü hukuki ve siyasi ifadesi 15 Haziran 2021’de Şuşa’da ortaya çıktı.Şuşa Beyannamesi iki ülkenin ilişkilerini müttefiklik düzeyine taşıdı.Savunmadan enerjiye, ulaştırmadan ekonomiye, eğitimden kültüre uzanan geniş bir iş birliği alanı oluşturdu.Belgede Orta Koridor’un geliştirilmesi, Azerbaycan’ın batı bölgeleri ile Nahçıvan arasındaki bağlantının açılması ve Nahçıvan-Kars demiryolu gibi stratejik hedefler açık biçimde yer aldı.Aradan geçen yıllara baktığımızda Şuşa’da yazılan siyasi iradenin adım adım sahaya taşındığını görüyoruz.
Önce petrol aktı, sonra doğal gaz; şimdi sıra elektrikte
Türkiye ile Azerbaycan’ın ortak projelerinin hikâyesi aynı zamanda bir siyasi cesaret hikâyesidir.Bakü-Tiflis-Ceyhan Petrol Boru Hattı yıllar önce hayata geçirilirken birçok çevre projenin geleceğini tartışıyordu.Bugün BTC, küresel enerji güvenliğinin önemli hatlarından biri.Ardından Bakü-Tiflis-Erzurum geldi.TANAP geldi.Azerbaycan doğal gazı Anadolu üzerinden Avrupa’ya ulaştı.Türkiye enerji merkezi olma yolunda güç kazanırken Azerbaycan Avrupa enerji güvenliğinde daha önemli bir ülke haline geldi.Bu ortaklığın son halkalarından biri 5 Mart 2025’te açılan Iğdır-Nahçıvan Doğal Gaz Boru Hattı oldu.BOTAŞ tarafından inşa edilen Türkiye bölümünün uzunluğu 80 kilometre.Hat günlük 2 milyon metreküpe kadar doğal gaz taşıyabilecek kapasiteye sahip.Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açılış sırasında verdiği bilgiye göre bu kapasite Nahçıvan’ın doğal gaz ihtiyacını en az 30 yıl karşılayabilecek düzeyde.Rakamları bir kenara koyup siyasi anlamına bakalım.Nahçıvan’ın enerji güvenliği Türkiye üzerinden güçleniyor.Türkiye’nin doğusunda başlayan bir hat Azerbaycan’ın ayrılmaz parçası Nahçıvan’a ulaşıyor.Bu tablo bize enerji ortaklığından daha büyük bir şey anlatıyor:Türkiye-Azerbaycan kardeşliği artık yerin altından geçen boruya, sınırı aşan enerjiye ve günlük hayatın güvenliğine dönüşüyor.
Şimdi önümüzde yeni bir aşama var.Azerbaycan, Gürcistan, Türkiye ve Bulgaristan arasında yeşil elektriğin taşınmasına yönelik iş birliği başladı.Amaç, Azerbaycan’ın güneş ve rüzgâr başta olmak üzere yenilenebilir enerji potansiyelini Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaştıracak yeni bir enerji koridoru oluşturmak.Dün Hazar’ın petrolü Anadolu’ya geliyordu.Bugün Azerbaycan gazı Avrupa’ya ulaşıyor.Yarın Hazar’ın rüzgârı ve Karabağ’ın güneşi Türkiye üzerinden Avrupa’nın enerji sistemine bağlanabilir.İşte stratejik ortaklığın gerçek anlamı budur:Dünün ihtiyaçlarına cevap verirken yarının dünyasına da hazırlanmak.
Raylar yalnız yük taşımayacak
Türkiye’nin Kars-Iğdır-Aralık-Dilucu Demiryolu projesine de bu gözle bakmak gerekir.224 kilometrelik hat çift demiryolu olarak, elektrikli ve sinyalli sistemle inşa ediliyor.Projenin yıllık 5,5 milyon yolcu ve 15 milyon ton yük kapasitesine ulaşması, 2029 sonunda tamamlanması hedefleniyor.Bu rakamların arkasında ise çok daha büyük bir jeopolitik hikâye bulunuyor.
Bir tren düşünün…Orta Asya’dan çıkacak.Hazar’ı aşacak.Azerbaycan’dan geçecek.Nahçıvan bağlantısıyla Türkiye’ye ulaşacak.Anadolu üzerinden Avrupa pazarlarına yönelecek.Bu trenin taşıdığı yükten daha değerli bir şey olacak:
Türk dünyasının birbirine bağlanma iradesi.
Bugün Çin’den Avrupa’ya uzanan ticarette güvenli ve kısa güzergâh arayışı küresel rekabetin temel konularından biri haline geldi.Orta Koridor tam burada öne çıkıyor.Kazakistan’ı, Hazar Denizi’ni, Azerbaycan’ı, Gürcistan’ı ve Türkiye’yi birbirine bağlayan bu hat, küresel ticaretin alternatif ana damarlarından biri olma potansiyeli taşıyor.Türkiye ile Azerbaycan bu koridorun iki vazgeçilmez halkasıdır.Bakü ile Ankara arasındaki her yeni yol, aslında Taşkent’i, Astana’yı, Bişkek’i ve bütün Orta Asya’yı Avrupa’ya biraz daha yaklaştırıyor.
Türkistan’da verilen büyük mesaj
Bu yüzden 15 Mayıs 2026’da Türkistan’da düzenlenen Türk Devletleri Teşkilatı Gayriresmî Zirvesi ayrıca önem taşıyor.Kazakistan Cumhurbaşkanı Kasım Cömert Tokayev’in ev sahipliğinde gerçekleşen zirvede Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sadır Caparov, Özbekistan Cumhurbaşkanı Şevket Mirziyoyev ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman aynı masada buluştu.Zirvenin teması bile Türk dünyasının geldiği noktayı anlatmaya yetiyordu:
“Yapay Zekâ ve Dijital Kalkınma.”
Bir zamanlar Türk dünyası denildiğinde ortak tarih, dil ve kültür konuşuluyordu.Bugün yapay zekâ konuşuluyor.Dijital ekonomi konuşuluyor.Ulaştırma koridorları konuşuluyor.Enerji güvenliği konuşuluyor.Ortak yatırımlar ve yeni teknolojiler konuşuluyor.Bu değişim son derece kıymetli.Çünkü ortak geçmiş milletleri birbirine yakınlaştırır; ortak gelecek ise devletleri güçlü bir yapıya dönüştürür.Türk dünyasının yeni döneminde duygusal yakınlık ekonomik kapasiteyle, teknolojiyle ve stratejik bağlantılarla tamamlanıyor.Türkiye ile Azerbaycan da bu dönüşümün öncü iki ülkesi olarak öne çıkıyor.
Erdoğan ve Aliyev’in kurduğu güven siyaseti
Büyük uluslararası projeler para ister.Teknoloji ister.Mühendislik ister.Fakat hepsinden önce siyasi irade ister.Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerinin bugünkü seviyeye ulaşmasında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile Cumhurbaşkanı İlham Aliyev arasında yıllar içinde oluşan güvenin çok büyük payı var.Özellikle 44 günlük Vatan Savaşı döneminde Türkiye’nin Azerbaycan’a verdiği açık siyasi ve manevi destek, Azerbaycan halkının hafızasına kazındı.Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Azerbaycan’ın yanında kararlı biçimde durması Bakü’de yalnız diplomatik destek olarak algılanmadı.Bu duruş kardeşliğin en zor zamanda sınanması olarak görüldü.Ardından Erdoğan’ın Şuşa’ya gitmesi, Şuşa Beyannamesi’nin imzalanması ve iki ülke ilişkilerinin müttefiklik seviyesine yükselmesi yeni bir dönem başlattı.Bugün bu siyasi güven ekonomide sonuç üretiyor.Ulaştırmada sonuç üretiyor.Enerjide sonuç üretiyor.Savunma alanında sonuç üretiyor.Türk Devletleri Teşkilatı içinde ortak hedeflere dönüşüyor.Devletler arasındaki gerçek müttefiklik de tam burada anlam kazanıyor.
15 milyar dolarlık hedefin ötesi
Türkiye ile Azerbaycan arasındaki ekonomik ilişkiler için liderlerin belirlediği ticaret hacmi hedefi 15 milyar dolar.2025 sonunda imzalanan 110 maddelik eylem planı; ticaret, sanayi, yatırım, müteahhitlik, ulaştırma, enerji, eğitim ve sağlık gibi geniş bir alanı kapsıyor.Fakat iki ülkenin ekonomik potansiyeli bana göre bu rakamın da ötesine uzanıyor.Türkiye’nin güçlü sanayi altyapısı ile Azerbaycan’ın enerji kapasitesi…Türkiye’nin teknoloji ve savunma sanayisindeki yükselişi ile Azerbaycan’ın yatırım gücü…Azerbaycan’ın Hazar’a açılan coğrafyası ile Türkiye’nin Avrupa’ya uzanan konumu…Bunlar birleştiğinde ortaya sıradan bir ikili ticaret modeli çıkmıyor.Avrasya ölçeğinde yeni bir ekonomik alan doğuyor.
Bir millet, iki devletten ortak Türk geleceğine
Azerbaycanımızın Milli Lideri Haydar Aliyev’in “Bir millet, iki devlet” sözü Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin ruhunu yıllardır en güzel biçimde anlatıyor.Bugün bu sözün önünde yeni bir tarihî aşama bulunuyor.Bir milletin iki devleti artık kendi ilişkilerini güçlendirmekle kalmıyor; Türk dünyasının birbirine bağlanacağı yolların, enerji hatlarının ve ekonomik sistemlerin oluşmasına öncülük ediyor.Bakü’den Ankara’ya uzanan stratejik hat giderek daha geniş bir coğrafyaya ulaşıyor.Nahçıvan üzerinden Anadolu’ya…Hazar üzerinden Kazakistan’a…Oradan Özbekistan’a, Kırgızistan’a ve Türkistan coğrafyasının derinliklerine…Bunun için Türkiye ile Azerbaycan ilişkilerini bugün yalnız kardeşlik kavramıyla anlatmak bana eksik geliyor.Kardeşlik bu ilişkinin ruhudur.Stratejik ortaklık onun gücüdür.Ortak projeler onun bedenidir.Türk dünyasının geleceği ise artık onun ufkudur.Dünya yeni yollar ararken biz kendi yolumuzu kuruyoruz.Dünya yeni enerji kaynaklarının peşinden giderken biz Hazar ile Anadolu’yu birbirine bağlıyoruz.Dünya yeni ticaret merkezleri oluştururken Türk dünyası kendi coğrafyasının değerini yeniden keşfediyor.Ve bütün bu büyük tablonun merkezinde iki başkent duruyor:
Bakü ve Ankara.
İki liderin kararlı iradesiyle, iki devletin ortak yatırımlarıyla ve aynı milletin tarihî hafızasıyla…
Bugün kurulan hatlar yalnız bugünün ticaretini taşımayacak.
O hatlardan Türk dünyasının geleceği geçecek.
Aygül Bağırova




























YORUMLAR