Bir işletme sipariş aldığında sevinir. Üretim planını yapar, malzemeyi alır, işçisinin ücretini öder ve ürünü teslim eder. Sonra beklemeye başlar. Teslim ettiği parça fabrikada kullanılmış, hatta nihai ürün müşteriye ulaşmış olabilir. Kendi parasının ne zaman geleceği ise hâlâ başka bir masada konuşuluyordur. Üretim tamamlanmıştır; üreticinin işi bitmemiştir.
Bursa ve Kocaeli'nin sanayisini konuşurken yalnız büyük tesislerin gücünü görmek eksik kalır. O tesislerin çevresinde çalışan küçük ve orta ölçekli işletmeler, üretimin devamı için ayrı bir sorumluluk taşır. Bir parçanın zamanında yetişmesi, bir kalıbın doğru hazırlanması, bakımın gecikmemesi çoğu zaman bu işletmelerin emeğine bağlıdır. Aynı emeğin ödeme takviminde ikinci plana düşmesi, sanayinin kendi temelini zorlamasıdır.
Vade ticaretin doğal bir parçası olabilir. Üzerinde anlaşılmış, maliyeti bilinen ve uyulan bir vade ile güçlü tarafın sonradan uzattığı bekleyiş aynı şey değildir. Küçük tedarikçi, işi kaybetmemek için her değişikliği kabul etmek zorunda hissediyorsa sözleşmenin iki taraflı görünmesi yeterli olmaz. Kağıtta eşit olan şirketlerin pazarlık imkanı gerçekte aynı olmayabilir.
Sorun yalnızca tahsilat gecikmesi de değildir. Bir sipariş için yapılan hazırlığın ardından miktarın değiştirilmesi, onay sürecinin belirsiz bırakılması veya kesintinin açık gerekçeyle anlatılmaması da işletmenin planını bozar. Bunların her biri ayrı uyuşmazlık gibi görünür. Bir araya geldiklerinde ise işletme sahibinin önüne aynı hesabı koyarlar: Üretimin riskini kimin taşıdığı ve o riskin bedelini kimin ödediği.
Bir fabrikanın satın alma başarısını yalnızca fiyatı ne kadar düşürdüğüyle ölçmek bu yüzden sakıncalı. En düşük fiyatı veren tedarikçinin işi güvenle sürdürebilip sürdüremeyeceği de sorulmalı. Kaliteyi koruyabilmesi, çalışanına ödeme yapabilmesi ve bakımını ertelememesi, ana işletmenin de çıkarına. Bugün birkaç kalemde sağlanan tasarruf, yarın tedarik zincirinde kesinti olarak geri dönebilir. Bu ihtimali satın alma tablosunda görememek, ihtimalin olmadığı anlamına gelmez.
Benim beklentim, küçük işletmenin her talebinin koşulsuz kabul edilmesi değil. Ticari ilişki, karşılıklı sorumluluğa dayanır. Teslim süresi, kalite ve uygunluk konusunda tedarikçinin açık yükümlülükleri bulunmalı. Buna karşılık ödeme tarihi de aynı ciddiyetle izlenmeli. Teslimatın bir gün gecikmesi rapora giriyorsa ödemenin haftalarca gecikmesi de yöneticinin önüne çıkmalı. Tek taraflı disiplin, sağlam bir üretim düzeni kurmaz.
Meslek kuruluşları bu konuda yalnız şikayet toplantısı düzenlemekle yetinmemeli. Şirketlerin kullanabileceği anlaşılır sözleşme örnekleri, gizliliği koruyan uyuşmazlık destekleri ve iyi ödeme uygulamalarının görünür hale getirilmesi işe yarayabilir. Tedarikçiyi ismiyle hedef göstermeden sorunun büyüklüğünü ortaya koyacak bir izleme düzeni de kurulabilir. Küçük işletmenin en önemli kaygılarından biri, hakkını ararken bir sonraki siparişi kaybetmek. Destek mekanizması bu kaygıyı hesaba katmalı.
Ana sanayinin tedarikçi geliştirme programlarında eğitim, kalite ve teknoloji kadar ödeme öngörülebilirliğine de yer açılması gerekir. Yeni makineye yatırım yapmasını istediğimiz işletmenin tahsilatını belirsiz bırakıp sonra neden yenilenmediğini sormak adil değildir. Dönüşüm için gereken finansmanın bütün yükü küçük işletmeye aktarıldığında, güçlü görünmekle güçlü bir üretim çevresi oluşturmak arasındaki mesafe açılır.
Sanayide dayanışma bazen törenlerde söylenen bir kelimeye dönüşüyor. Oysa gerçek karşılığı oldukça somut: Üzerinde anlaşılmış bedeli, üzerinde anlaşılmış gün geldiğinde ödemek. Bunun için büyük bir kampanya veya etkileyici bir slogan gerekmiyor. Düzenli bir muhasebe ve sözünü önemseyen bir yönetim yeterli.
Bir üretim merkezinin itibarı, yalnızca dünyaya ne sattığıyla oluşmaz. O ürünü mümkün kılan işletmelere nasıl davrandığı da itibara dahildir. Küçük tedarikçi ana fabrikanın ücretsiz finansman kaynağı değildir. Sanayi bunu kabul ettiği gün, gücünü yalnız bilançoda değil, ilişkisinde de göstermiş olur.



























