Almanya’ya genç yaşta gelen bir insanın hayatını çoğu zaman çalışma yılları üzerinden anlatıyoruz. Fabrikayı, vardiyayı, biriktirilen parayı, çocukların eğitimini konuşuyoruz. Sonra yaşlılık başlıyor ve hikâyenin tonu değişiyor. Aynı insan artık nerede çalıştığıyla değil, nasıl yaşayacağıyla, kimi arayacağıyla ve kendisini kimin anlayacağıyla ilgileniyor.
Yaşlı bakımını yalnızca yatak, personel ve hizmet kapasitesi üzerinden düşünmek bu yüzden eksik kalır. İnsan ihtiyacını ifade edemiyorsa sunulan hizmetin bir bölümü ona ulaşamaz. Ağrısını anlatmak, bir yemeği neden istemediğini söylemek veya yalnızlığını paylaşmak, bakımın dışında kalan sohbet konuları değildir. Bakımın kendisidir.
Dil burada ayrı bir önem taşır. Bir kişinin Almanca konuşabilmesi, hayatının her döneminde aynı rahatlıkla kendisini anlatacağı anlamına gelmeyebilir. Yorgunluk, kaygı veya sağlık sorunları iletişimi güçleştirebilir. Böyle zamanlarda kendi dilinde karşılık bulmak bir ayrıcalık talebi gibi görülmemeli. Hizmetin doğru verilmesi için dikkate alınacak bir ihtiyaçtır.
Aileler de bu yükün içine giriyor. Çocuk hem anne babasının yakını hem kurumla iletişimin aracısı haline gelebiliyor. Sevdiğimiz insana yardımcı olmak isteriz. Fakat her görüşmenin aile üzerinden yürütülmesi, yaşlı kişinin kendi kararını doğrudan ifade etmesini zorlaştırabilir. Ayrıca aile ferdinin işi, uzaklığı veya kendi sorumlulukları, bu desteğin her zaman aynı biçimde sürmesini mümkün kılmayabilir.
Çözüm, bütün sorumluluğu aileye bırakmak da bütün aile bağlarını hizmetin dışına çıkarmak da değil. İyi bir bakım düzeni, kişinin ihtiyacını dinlemeli ve yakınlarını da gözeterek açık bir iş bölümü kurmalı. Dil desteğinin gerektiği yerde erişilebilir olması, görüşmelerin aceleye getirilmemesi ve insanın kendi tercihinin sorulması bunun önemli parçalarıdır. Kültürü tanımak, herkesi aynı alışkanlıklara sahip varsaymak değildir. Tam tersine, her kişiye kendisini anlatabileceği alan açmaktır.
Bizim toplumumuzda bu mesele konuşulurken kolayca bir suçluluk duygusu oluşabiliyor. Bir bakım hizmetinden yararlanmak, sanki anne babayı yalnız bırakmak gibi değerlendirilebiliyor. Oysa insanın ihtiyacına uygun, güvenli ve sürdürülebilir bir destek aramak da sorumluluk almanın biçimidir. Önemli olan ilişkinin kopmaması ve kararın yaşlı kişinin isteği dikkate alınarak verilmesidir.
Almanya’daki Türkçe konuşan ailelerin yaşlılık üzerine daha erken konuşmasını değerli buluyorum. Konuyu yalnızca zor bir gün geldiğinde açmak, herkesin hareket alanını daraltabilir. Nerede yaşanmak istendiğini, hangi desteğin tercih edildiğini ve aile içinde kimin neyi üstlenebileceğini sakin zamanda konuşmak, sonradan birbirini incitmenin önüne geçebilir.
Bir insan yıllarca bir ülkenin hayatına emek verdikten sonra, yaşlılığında kendisini anlatabilmek için yeniden mücadele etmek zorunda kalmamalı. Bakımın kalitesi, insanın yalnızca bedenen güvende olmasıyla değil, sesinin de duyulmasıyla anlaşılır.




























YORUMLAR