Bir hakem yıllarca çalışır.
Kurslara katılır.
Sınavlara girer.
Maç yönetir.
Gözlemciler tarafından değerlendirilir.
Hatalarından ders çıkarır.
Daha üst klasmanlara yükselmek için emek verir.
Peki bütün bu süreçlerin sonunda gerçekten başarılı olan mı yükselir?
Yoksa başka ölçüler devreye girerse ne olur?
İşte MHK soruşturmasının Türk futbolu açısından en önemli tartışma başlıklarından biri budur.
Çünkü liyakat yalnızca devlet yönetiminde veya kamu görevlerinde aranması gereken bir ilke değildir.
Sporun da temelidir.
Bir futbolcu yeteneğiyle forma giymelidir.
Bir teknik direktör başarısıyla görevini sürdürmelidir.
Bir hakem de performansı, bilgisi ve objektif değerlendirme sonucunda yükselmelidir.
Kamuoyuna yansıyan soruşturma ayrıntılarında bazı hakemlerin klasman dışı bırakılması, görevlerinin azaltılması ve bazı isimlere ayrıcalık tanınması yönünde iddialar bulunuyor.
Bunların tamamı yargı sürecinde aydınlatılacaktır.
Fakat daha şimdiden alınması gereken ders bellidir.
Sistemde kişisel değerlendirmelere mümkün olduğunca az alan bırakılmalıdır.
Kriterler önceden belirlenmeli ve herkes tarafından bilinmelidir.
Bir hakem neden yükseldiğini bilmelidir.
Bir hakem neden görev alamadığını da bilmelidir.
Bir hakem klasman dışı bırakıldıysa bunun gerekçesi açıklanabilmelidir.
Çünkü gerekçenin olmadığı yerde soru işareti doğar.
Soru işareti büyüdükçe güven azalır.
Güven azaldıkça futbolun kendisi zarar görür.
Liyakat sadece başarılı insanın hakkını teslim etmek değildir.
Liyakat aynı zamanda başarısız olanın da hak ettiği yerde kalmasını sağlamaktır.
Futbolun temiz geleceği için ihtiyaç duyulan şey tam olarak budur.




























YORUMLAR