Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
    Hakan Yalçın
    Hakan Yalçın

    Körfez şehrinin başarısı, gölgede bekleyene de ulaşmalı

    Körfez şehirlerini anlatırken genellikle yukarı bakıyoruz. Kulelere, otellere, yeni iş merkezlerine, havaalanlarına… Şehrin iddiası bu yapıların üzerinden okunuyor. Ben bu fotoğrafa bir de kaldırım hizasından bakılması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü bir kentin gerçek niteliği, en yüksek binası kadar o binanın önünde çalışan insanın koşullarında da saklıdır.

    Bir yatırımın büyüklüğünü göstermek kolaydır. Açılışı yapılır, kapasitesi açıklanır, mimarisi konuşulur. Fakat aynı yatırımın hizmetinde çalışan kişinin ulaşımı, dinlenmesi ve günlük hayatı aynı ölçüde görünür olmayabilir. Şehir planlaması bu ayrıntıları sonradan düşünülecek işler saydığında, gelişmenin parlak tarafı ile yükünü taşıyan tarafı birbirinden uzaklaşır.

    Sıcak iklimde gölge, küçük bir konfor değildir. Durakta bekleyen insan için yolculuğun parçasıdır. Açık alanda çalışan kişi için dinlenme imkânıdır. Yaşlı birinin yürüyerek ulaşabileceği güzergâhın olup olmaması, şehrin sunduğu hizmetten gerçekten yararlanıp yararlanamayacağını belirler. Kliması güçlü bir binayla o binaya ulaşan güvencesiz yol arasında, kent politikasının çözmesi gereken bir boşluk vardır.

    İnsan merkezli bir yaklaşım, yalnızca dinlenme alanı yapmaktan da ibaret olamaz. Çalışma saatleri, suya erişim, ulaşımın sürekliliği ve işin yoğunluğu birlikte düşünülmelidir. Bir tedbirin kâğıt üzerinde bulunması başka, çalışanın gerektiğinde o tedbiri kullanabilmesi başkadır. Mola verdiği için yetiştiremeyeceği iş yüküyle karşılaşan bir insanın önünde, tabelaya yazılmış hak ile hayatın dayattığı zorunluluk yan yana durur.

    Bu tartışmayı bir bölgeyi yargılamak için açmıyorum. Körfez’in şehirleşme deneyimi, Türkiye’deki büyük kentler için de değerli bir düşünme alanı sunuyor. Bizim de yaz aylarında duraklarda, şantiyelerde, pazar yerlerinde ve dağıtım işlerinde aynı temel soruya bakmamız gerekir: Şehrin verimli çalışması için gereken koşullar, onu çalıştıran insanlar için de hazırlanmış mı?

    Büyük ölçekli dönüşümlerde ölçmek kolay olan öne çıkar. Bina sayısı, yol uzunluğu, yatırım tutarı… Oysa bekleme süresi, yürünebilirlik, güvenli dinlenme ve hizmete erişim de ölçülebilir. Bunları kararların içine almak için şehir anlayışının değişmesi gerekir. İnsanların şikâyet ettiği ayrıntıları bir memnuniyetsizlik listesi değil, planın eksik kalan bölümünü gösteren bilgi olarak görmek önemlidir.

    Şehrin cazibesi yalnızca dışarıdan gelecek yatırımcıya anlatılan hikâyeyle kurulamaz. Orada yaşayan kişinin kendi hayatına ilişkin düşüncesi de bu hikâyenin parçasıdır. İnsan çalışma gününün sonunda daha iyi bir hayat kurabileceğini hissediyorsa dönüşümün içinde yer bulur. Sürekli yetişmeye çalışan, dinlenemeyen, hizmetlere ulaşmakta zorlanan insan ise gelişmeyi uzaktan seyreder.

    Körfez şehirlerinin iddiası, yükselen yapılarla birlikte daha iyi bir ortak hayat kurmaksa bakışımızı biraz aşağı indirmeliyiz. Bir şehrin başarısı, yalnızca tepesinden görünen manzarada değil, en sıcak saatte kaldırımında yürüyenin yüzünde de okunmalıdır.

    YORUMLAR

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    YAZARLAR
    TÜMÜ

    SON HABERLER