Berlin’de 200 Bin Türk Kökenli İnsan Var; Peki Sandıkta Neden Bu Kadar Az Görünüyoruz?

 
Köşe Yazısı - September 1, 2026 7:14 pm A A

Berlin’de yaşayan Türk kökenli toplumun hikâyesi artık yalnızca göçün, emeğin ve uyum mücadelesinin hikâyesi değildir. Bu toplum bugün Berlin’in ekonomisinin, kültürünün, ticaretinin ve gündelik hayatının kalıcı parçalarından biridir. Esnaftır. Öğretmendir. Doktordur. İşçidir. İşverendir. Öğrencidir. Sanatçıdır. Akademisyendir. Ve artık birkaç yıllığına gelmiş bir göçmen topluluğu değil, nesiller boyunca Berlin’in geleceğini paylaşacak bir toplumdur. Fakat 20 Eylül 2026’da yapılacak Berlin Eyalet Meclisi ve ilçe meclisleri seçimleri yaklaşırken önümüzde rahatsız edici bir soru duruyor:

Berlin’de bu kadar güçlü bir toplumsal varlığımız varsa, karar masalarında ve sandıkta neden aynı ölçüde görünmüyoruz? Türkischer Bund in Berlin-Brandenburg’un (TBB) değerlendirmesine göre Berlin’de Türk kökenli ya da Türkiye bağlantılı yaklaşık 200 bin insan bulunuyor. TBB’nin dikkat çektiği daha önemli nokta ise seçimlere katılım farkı. Türk kökenli nüfusun yoğun bulunduğu Gesundbrunnen ve Müllerstraße çevresindeki bazı seçim bölgelerinde geçmiş seçimlerde katılım yaklaşık yüzde 50 düzeyinde kalırken, eski Mitte bölgesinin başka seçim çevrelerinde oran yüzde 64 ile 68 arasında gerçekleşti.

Bu yalnızca birkaç puanlık istatistik farkı değildir. Bu, temsil gücünün daha oy sandığında azalması demektir.

Kalabalık olmak güçlü temsil anlamına gelmiyor

Demokraside sayı önemlidir. Fakat sayı tek başına yeterli değildir. Bir toplumun nüfusu büyük olabilir. Ekonomide görünür olabilir. Mahallelerin sosyal hayatında güçlü olabilir. Kültürel olarak şehre önemli katkılar sunabilir. Ancak bütün bu güç demokratik katılıma dönüşmüyorsa siyasi karar mekanizmalarında aynı ağırlığı üretmez. Sandığa gitmeyen büyük bir topluluk, seçim gecesi kâğıt üzerinde büyük; siyasi hesaplarda ise olduğundan daha küçük görünür.

Bu nedenle Berlin’deki Türk toplumunun artık yalnızca nüfus büyüklüğünü konuşması yeterli değildir. Asıl konuşmamız gereken; Kaç kişinin oy kullandığı… Kaç gencin siyaseti takip ettiği… Kaç kişinin adaylara soru sorduğu… Kaç kişinin yerel toplantılara katıldığı… Ve kaç kişinin yaşadığı şehrin karar süreçlerine doğrudan dahil olduğudur.

Siyasete uzak kalınca sorunlar ortadan kalkmıyor

Berlin’de kiraların yükselmesi yalnızca Almanların sorunu değildir. Uygun konut bulmanın zorlaşması yalnızca göçmenlerin sorunu değildir. Okullardaki fırsat eşitsizliği… Mesleki eğitim… Gençlerin iş hayatına geçişi… Mahalle güvenliği… Toplu taşıma… Yaşlıların bakım hizmetlerine erişimi… Irkçılık ve ayrımcılıkla mücadele… Bunların tamamı Berlin’in ortak meseleleridir. Fakat ortak sorunlardan etkilenmek, kendiliğinden ortak karar gücü yaratmaz. Siyasetten uzak durduğumuzda sorunlar ortadan kalkmıyor. Sadece bizim yerimize başkaları konuşuyor.

Öncelikleri başkaları belirliyor. Bütçeleri başkaları şekillendiriyor. Mahallenin ihtiyacının ne olduğuna başkaları karar veriyor. Sonra alınan kararların bizi yeterince yansıtmadığından yakınıyoruz. Oysa demokratik sistemin basit ama sert bir gerçeği vardır: Karar mekanizmasında görünür olmak istiyorsanız, önce demokratik sürecin içinde görünür olmanız gerekir.

Sandık yalnızca dört yılda bir yapılan bir işlem değildir

Demokratik katılımı yalnızca seçim günü oy pusulasına mühür basmak şeklinde anlamamak gerekir. Oy kullanmak bunun en temel aşamasıdır. Ama tek aşaması değildir. Programları okumak gerekir. Adayları tanımak gerekir. Mahalleniz için ne söylediklerini sormak gerekir. Verdikleri sözleri takip etmek gerekir. Belediye ve ilçe meclislerinin hangi kararları aldığını bilmek gerekir. Sivil toplum örgütlerini güçlendirmek gerekir. Ve seçimden sonra da siyasetçiye:

“Bize ne söz vermiştin, ne yaptın?” diye sorabilmek gerekir. Demokrasi tam olarak budur. Bir partiye sorgulamadan bağlılık değildir. Bir siyasetçiyi yalnızca kökeninden dolayı desteklemek değildir. Demokrasi, gerektiğinde desteklemek kadar gerektiğinde hesap sorabilme cesaretidir.

Bu seçimde gençlerin ağırlığı daha da arttı

20 Eylül 2026 seçimlerinin önemli özelliklerinden biri de Berlin Eyalet Meclisi seçiminde oy kullanma yaşının 16’ya indirilmiş olmasıdır. Berlin’in resmî seçim düzenlemesine göre 20 Eylül 2026 günü 16 yaşını doldurmuş ve gerekli ikamet koşullarını sağlayan Alman vatandaşları Eyalet Meclisi seçiminde oy kullanabilecek. İlçe meclislerinde ise şartları sağlayan diğer Avrupa Birliği vatandaşları da oy hakkına sahip. Bu değişiklik özellikle genç kuşaklar açısından önemlidir.

Çünkü siyaset artık yalnızca anne ve babaların meselesi değildir. 16 ve 17 yaşındaki gençler de yaşadıkları şehrin geleceği hakkında doğrudan söz sahibi olabiliyor. Gençlere sürekli “Bu ülkenin geleceği sizsiniz” deyip, onların bugünkü fikirlerini önemsememek artık mümkün değildir. Türk kökenli aileler açısından da burada ayrı bir sorumluluk var. Gençlere yalnızca “oyunu kullan” demek yetmez. Onlarla siyaset konuşmak gerekir. Partileri araştırmalarına fırsat vermek gerekir.

Kendi kararlarını vermelerine saygı göstermek gerekir. Çünkü demokratik bilinç aileden başlayabilir; fakat siyasi tercih bireyin kendisine ait olmalıdır. Sandığa gitmek kimlik tercihi değildir Almanya’daki Türk toplumunun bir bölümünde hâlâ başka bir yanlış algı bulunuyor. Alman siyasetine daha fazla katılmanın Türkiye ile olan kültürel veya duygusal bağları zayıflatacağı düşünülebiliyor. Oysa böyle bir zorunluluk yoktur. İnsan hem köklerine bağlı olabilir hem yaşadığı ülkenin demokratik hayatına güçlü biçimde katılabilir.

Evinde Türkçe konuşabilir. Kültürünü yaşatabilir. Ailesinin geçmişini önemseyebilir. Türkiye ile bağlarını sürdürebilir. Ve aynı zamanda Berlin’in eğitim, konut, ulaşım, ekonomi ve sosyal politikaları hakkında söz sahibi olabilir. Bunların arasında bir çelişki yoktur. Tam tersine, yaşadığı topluma karşı sorumluluk alan insan kendi kimliğini de daha özgüvenli taşır. Berlin’in geleceği hakkında söz söylemek, köklerden vazgeçmek değil; çocuklarımızın yaşayacağı şehre karşı sorumluluk almaktır.

Yeni kuşağı eski siyaset diliyle anlamak mümkün değil Almanya’da doğan ve büyüyen yeni Türk kökenli kuşakların gündemi, ilk göçmen nesillerin gündemiyle tamamen aynı değildir. Kimlik hâlâ önemlidir. Ayrımcılık hâlâ önemlidir. Irkçılık hâlâ gerçek bir meseledir. Fakat gençlerin gündemi bununla sınırlı değildir. Eğitim kalitesi… Dijitalleşme… Yapay zekâ ve yeni meslekler… İklim politikaları… Güvenli mahalleler… İyi iş… Erişilebilir konut… Sosyal hareketlilik…

Ve özgürce kendi hayatını kurabilme imkânı… Yeni kuşak bütün bunları aynı anda düşünüyor. Bu nedenle Türk toplumuna hitap etmek isteyen siyasetin dili de değişmek zorundadır. Sadece Türkiye kökenli aday göstermek artık yeterli değildir. Sadece Türkçe afiş hazırlamak yeterli değildir. Sadece seçim döneminde esnaf ziyareti yapmak da yeterli değildir. Yeni kuşak sembolik temsil değil, somut cevap istiyor. Partiler Türk seçmeni yalnızca seçim zamanı hatırlamamalı

Sorumluluk elbette yalnızca seçmende değildir. Berlin’deki siyasi partilerin de Türk kökenli toplumu daha ciddi biçimde anlaması gerekiyor. Türkçe konuşulan sokaklara seçim döneminde afiş asmak… Bir iki esnaf ziyareti yapmak… Toplumun tanıdığı birkaç isimle fotoğraf çektirmek… Ve sonra dört yıl boyunca aynı mahallelerin sorunlarına yeterince dönmemek… Bunlara gerçek katılım politikası denemez. Bir adaydan şu soruların cevabı istenebilmelidir: Berlin’de konut krizine karşı ne yapacaksınız?

Okullar arasındaki fırsat farkını nasıl azaltacaksınız? Ayrımcılıkla mücadelede ölçülebilir hedefiniz nedir? Gençlerin mesleki eğitim ve iş hayatına geçişini nasıl kolaylaştıracaksınız? Göçmen kökenli yaşlıların bakım hizmetlerinde karşılaştığı dil ve erişim sorunlarını nasıl çözeceksiniz? Bunlara verilen cevaplar sloganlardan daha değerlidir. Seçim değerlendirme soruları neden önemli? TBB’nin seçim öncesinde partilere yönelik seçim değerlendirme soruları göndermesi ve cevapları kamuoyuyla paylaşmayı planlaması bu nedenle önemlidir. Örgüt ayrıca 2026 seçimleri öncesinde özellikle göç geçmişine sahip Berlinlilerin katılımını artırmak amacıyla sahada bir kampanya yürütüyor.

Bu yaklaşımın özü aslında basittir. Seçmen yalnızca: “Ben kime yakınım?” diye sormamalıdır. Şunu da sormalıdır: Benim ve yaşadığım şehrin sorunlarına kim daha gerçekçi, uygulanabilir ve ölçülebilir çözüm sunuyor? Demokratik seçmen davranışı tam olarak budur. Köken üzerinden otomatik destek değil. Parti alışkanlığı üzerinden sorgusuz sadakat değil. Program karşılaştırmak, soru sormak ve sonunda bilinçli tercih yapmaktır. Türk kökenli aday olmak tek başına yeterli değildir

Temsil meselesinde üzerinde durmamız gereken başka bir nokta daha var. Türk kökenli adayların siyasette daha görünür olması elbette değerlidir. Gençler için rol model oluşturabilir. Toplumun yaşadığı bazı sorunların karar mekanizmalarına daha doğrudan taşınmasını sağlayabilir. Fakat yalnızca soyadı veya köken üzerinden temsil anlayışı da eksik kalır. Bir adayın Türk kökenli olması, otomatik olarak Türk toplumunun bütün sorunlarını iyi bildiği veya iyi temsil edeceği anlamına gelmez.

Önemli olan liyakattir. Programdır. Çalışmadır. Hesap verebilirliktir. Ve seçildiğinde topluma yalnızca seçimden seçime değil sürekli dönmesidir. 200 bin kişilik toplumsal varlık büyük bir demokratik imkândır TBB’nin yaklaşık 200 bin kişi olarak ifade ettiği Türkiye bağlantılı nüfus, Berlin ölçeğinde küçümsenebilecek bir toplumsal büyüklük değildir. Fakat bu sayı sadece istatistik olarak kalırsa gücü sınırlı olur. Sandığa dönüşürse başka bir anlam kazanır.

Sivil topluma dönüşürse başka bir anlam kazanır. Nitelikli adaylara dönüşürse başka bir anlam kazanır. Üniversitelerde, şirketlerde, sendikalarda, meslek örgütlerinde ve yerel siyasette aktif katılıma dönüşürse çok daha büyük bir anlam kazanır. Nüfus büyüklüğü potansiyeldir; demokratik katılım ise o potansiyeli gerçek güce dönüştüren araçtır. Berlin Türk toplumu artık misafir değildir Bu cümlenin artık tartışılmaması gerekir. Berlin’deki Türk toplumu misafir değildir.

Bu şehrin geçmişinde vardır. Bugününde vardır. Geleceğinde de olacaktır. Berlin’in fabrikalarında çalışmıştır. Mahallelerinde işletmeler kurmuştur. Vergi ödemiştir. Çocuklarını burada büyütmüştür. Üniversitelerinde okumuştur. Hastanelerinde çalışmıştır. Sanatına, mutfağına, ticaretine ve gündelik kültürüne katkı sunmuştur. Dolayısıyla artık mesele “Berlin bizi kabul ediyor mu?” sorusunun çok ötesine geçmelidir. Asıl soru şudur: Biz Berlin’in geleceğinin şekillenmesine ne kadar katılıyoruz? 20 Eylül yalnızca bir seçim günü değildir

20 Eylül 2026’da Berlinliler 20. Abgeordnetenhaus’u ve on iki ilçenin Bezirksverordnetenversammlung’larını seçmek için sandığa gidecek. Bir oy bütün sorunları çözmeyecek. Bir seçim Berlin’deki bütün eşitsizlikleri ortadan kaldırmayacak. Irkçılık bir gecede bitmeyecek. Konut sorunu ertesi sabah çözülmeyecek. Okulların bütün problemleri bir anda ortadan kalkmayacak. Ama bunların hiçbiri oy kullanmamanın gerekçesi değildir. Çünkü oy vermemek, sorunlara tepki göstermenin etkili bir yolu değildir.

Tam tersine, karar verecek olanların sizi hesaba katma zorunluluğunu azaltabilir. Artık hakkında konuşulan değil, konuşan toplum olmalıyız Berlin Türk toplumunun önündeki yeni dönem bence tam olarak budur. Yalnızca hakkında araştırma yapılan bir toplum olmak yetmez. Yalnızca seçim zamanı ziyaret edilen bir toplum olmak yetmez. Yalnızca entegrasyon tartışmalarının konusu olmak yetmez. Berlin hakkında konuşan… Soru soran… Proje geliştiren… Aday çıkaran…

Eleştiren… Destekleyen… Ve gerektiğinde hesap soran bir toplum olmak gerekir. Gerçek siyasi temsil, başkalarının bizim adımıza konuşmasından değil, bizim kendi sözümüzü demokratik sistem içinde güçlü biçimde söylememizden doğar. 20 Eylül bunun için önemli bir fırsattır. Sandığa gitmek küçük bir işlem gibi görünebilir. Bir pusula… Bir işaret… Birkaç dakika… Ama demokratik anlamı bundan çok daha büyüktür. Sandığa atılan her oy aynı zamanda “Bu şehirde yaşıyorum, bu şehre katkı sunuyorum ve bu şehrin geleceğinde benim de sözüm var” demektir.

Berlin’deki Türk toplumu artık yalnızca kendisi hakkında konuşulan bir topluluk olmamalıdır. Berlin hakkında konuşan, Berlin için fikir üreten ve Berlin’in kararlarında ağırlığını hissettiren bir toplum olmalıdır. Ve bunun en basit, en güçlü ve en demokratik başlangıç noktası hâlâ aynıdır: Sandığa gitmek. Kaynaklar: Berlin Eyalet Seçim İdaresi’nin 20 Eylül 2026 seçimlerine ilişkin resmî bilgileri; Türkischer Bund in Berlin-Brandenburg’un 2026 Berlin seçimlerine katılım kampanyası ve seçim değerlendirme çalışmaları; rbb/radioeins’in TBB verilerine dayanan Ağustos 2026 haberleri; Amt für Statistik Berlin-Brandenburg’un nüfus verileri.

Köşe Yazısı - 7:14 pm A A
BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.

HABER LİSTESİ