Saraybosna’da aynı caddede yürürken farklı yüzyılların izlerine rastlamak mümkündür. Bir köşede ortak hayatın zenginliği, başka bir duvarda savaşın bıraktığı yara görünür. Bosna-Hersek’i anlamak, bu iki gerçeği aynı anda görebilmeyi gerektirir.
Geçmişin acıları unutulamaz. Srebrenitsa’da yaşanan soykırım, kuşatma yılları, kayıp insanlar ve parçalanan aileler yalnız tarih kitaplarının konusu değildir. Hâlâ mezarını arayan, hatırasını taşıyan ve adalet bekleyen insanlar vardır.
Fakat hafızanın nasıl taşındığı da önemlidir. Acıyı inkâr etmek barışı zedeler; acıyı yeni bir düşmanlığın yakıtına dönüştürmek de gelecek kuşakları aynı korkuya mahkûm eder. Bosna’nın ihtiyacı, unutma ile intikam arasına sıkışmayan bir adalet anlayışıdır.
Ülkenin karmaşık siyasi yapısı gündelik sorunların çözümünü zorlaştırıyor. Gençler iş, eğitim ve gelecek için başka ülkelere giderken siyasetin sürekli kimlik gerilimine dönmesi toplumun enerjisini tüketiyor. Barış yalnız silahların susması değildir; insanın kendi ülkesinde yarın kurabilmesidir.
Ortak hayat cesaret ister
Geçmişi dürüstçe öğretmek, suçları kim işlemişse adıyla anmak ve mağdurun kimliğine göre değişmeyen bir hukuk kurmak şarttır. Bunun yanında okulların, şehirlerin ve kamu kurumlarının insanları birbirinden uzaklaştıran değil, ortak sorumlulukta buluşturan bir dil geliştirmesi gerekir.
Bosna-Hersek’in geleceği, farklılıkları ortadan kaldırmakta değil; farklılıkların güven içinde yaşayacağı bir devlet düzeni kurmaktadır. Kimliğini korumak ile komşusunun hakkını savunmak birbirine aykırı değildir.
Barış bazen büyük anlaşmalardan çok, çocuğunu korkusuzca okula gönderen bir annenin hayatında anlam kazanır. Bosna’ya borcumuz geçmişi unutturmamak; Bosna’nın çocuklarına borcumuz ise geçmişin onların geleceğini rehin almasına izin vermemektir.




























YORUMLAR