Antalya’da kurulacak masa, dünya için yeni bir başlangıcın kapısını aralayabilir
Dünyanın farklı ülkelerinden liderler, diplomatlar, bilim insanları ve çevre temsilcileri yakında Antalya’da bir araya gelecek.
Farklı dilleri konuşan, farklı siyasi sistemlere sahip olan ve birbirinden çok farklı ekonomik şartlarda yaşayan insanlar aynı konu üzerinde görüş alışverişinde bulunacak: İnsanlığın ortak geleceği.
Bu buluşmanın adı COP31.
Ancak bu toplantıyı yalnızca diplomatik takvimde yer alan uluslararası bir organizasyon olarak görmek büyük bir eksiklik olur.
Çünkü iklim değişikliği artık dünyanın geleceğine ilişkin bütün hesapları etkileyen bir mesele hâline gelmiştir.
Ekonomiden tarıma, enerjiden sağlığa, güvenlikten göç hareketlerine kadar birçok alan iklim krizinin sonuçlarıyla karşı karşıyadır.
Bir bölgede yaşanan uzun süreli kuraklık tarımsal üretimi azaltabiliyor. Başka bir bölgede meydana gelen sel felaketi binlerce insanın yaşamını değiştirebiliyor. Deniz seviyesindeki yükselme, bazı toplumların yaşadığı toprakları kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya bırakabiliyor.
Bütün bunlar bize tek bir gerçeği gösteriyor: Dünyanın sorunları artık birbirinden bağımsız değil.
Türkiye’nin COP31’e ev sahipliği yapması, bu ortak sorunların çözümünde uluslararası sorumluluk üstlenmesi açısından önemli bir fırsattır.
Antalya’da kurulacak masada ülkelerin yalnızca kendi çıkarlarını değil, insanlığın ortak menfaatlerini de düşünmesi gerekiyor.
İklim finansmanı, teknoloji paylaşımı, temiz enerji, su kaynakları, gıda güvenliği ve çevresel adalet gibi konularda gerçekçi kararlar alınması büyük önem taşıyor.
Ancak dünya kamuoyunun artık yalnızca yeni taahhütler duymaya ihtiyacı yok.
Geçmişte birçok uluslararası toplantıda önemli hedefler belirlendi. Fakat hedeflerin açıklanmasıyla hayata geçirilmesi arasında zaman zaman büyük farklar oluştu.
Bu nedenle Antalya’nın en önemli sınavı, alınan kararların uygulanabilirliğini sağlamak olacaktır.
Türkiye de bu süreçte kendi sorumluluklarını yerine getirerek uluslararası alanda güven oluşturan bir yaklaşım ortaya koymalıdır.
İklim politikalarının toplumun bütün kesimlerini kapsaması, ekonomik gerçeklerle uyumlu olması ve çevrenin korunmasını günlük hayatın ayrılmaz bir parçası hâline getirmesi gerekiyor.
Bir başka önemli konu da ülkeler arasındaki güvenin yeniden güçlendirilmesidir.
Siyasi anlaşmazlıklar, ekonomik rekabetler ve bölgesel çatışmalar devam ederken iklim krizinin çözümünü ertelemek, insanlığın kendi geleceğini ertelemesi anlamına gelir.
Doğa, ülkelerin siyasi görüşlerine göre değişmez. Bir ülkede yükselen sıcaklıklar başka bir ülkenin gıda güvenliğini etkileyebilir. Bir bölgede yok edilen ormanların sonuçları yalnızca o bölgeyle sınırlı kalmayabilir.
Bu nedenle COP31, ortak aklın ve ortak sorumluluğun sınavıdır.
Antalya’da toplantılar sona erdiğinde geriye yalnızca fotoğraflar, konuşmalar ve diplomatik açıklamalar kalmamalıdır.
Daha temiz bir çevre, daha güçlü iş birliği, korunmuş doğal kaynaklar ve uygulanabilir kararlar kalmalıdır.
Çünkü dünya artık yeni sözler duymaktan çok, verilen sözlerin yerine getirildiğini görmek istiyor.
Antalya’da insanlık adına verilecek en değerli söz, gelecek nesillere daha yaşanabilir bir dünya bırakmak için bugünden harekete geçme sözü olmalıdır.
Adnan Fişenk
Gazeteci-Yazar
Parlamento Muhabiri




























YORUMLAR