Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
    Adnan Fişenk
    Adnan Fişenk

    CAYDIRICILIK İLE SAVAŞ TEHDİDİ ARASINDAKİ İNCE ÇİZGİ

    Bir devletin ordusunu güçlendirmesi, savunma teknolojilerine yatırım yapması ve muhtemel saldırılara karşı hazırlıklı olması, güvenlik politikasının doğal bir parçasıdır. Hiçbir ülke vatandaşlarının güvenliğini yalnızca iyi niyet beklentisine emanet edemez.

    Ancak askerî gücün nasıl tanımlandığı, hangi amaçla geliştirildiği ve hangi şartlarda kullanılacağının nasıl anlatıldığı da en az kapasitenin kendisi kadar önemlidir.

    Türkiye ile Yunanistan arasındaki ilişkilerde bu ayrım üzerinde dikkatle durulması gerekiyor.

    Caydırıcılık neyi amaçlar?

    Caydırıcılık, bir saldırının karşı tarafa sağlayacağı muhtemel kazancın, doğuracağı maliyetlerden daha düşük olacağı düşüncesini oluşturarak saldırı kararını engellemeyi amaçlar.

    Başka bir ifadeyle caydırıcılığın hedefi savaşın başlaması değil, başlamamasıdır.

    Bir devletin savunma kapasitesi güçlü olduğunda karşı taraf, saldırının ağır sonuçlar doğurabileceğini hesap eder. Böylece askerî güç, kullanılmadan da siyasi bir işlev görebilir.

    Ancak caydırıcılık yalnızca silah sayısından ibaret değildir. Savunma sistemlerinin güvenilirliği, komuta yapısının etkinliği, ekonomik dayanıklılık, diplomatik ilişkiler ve siyasi kararların öngörülebilirliği de bu yapının parçalarıdır.

    Önleyici vuruş tartışması neden önemli?

    Yunanistan Genelkurmay Başkanı Dimitrios Houpis’in Aralık 2025’teki televizyon açıklamaları, askerî kapasite ile önleyici vuruş düşüncesinin ilişkisini gündeme taşıdı.

    Bu tür açıklamalar değerlendirilirken iki hususu birbirinden ayırmak gerekir: Birincisi, bir ülkenin belirli bir askerî yeteneğe sahip olmayı hedeflemesi; ikincisi, o yeteneği belirli bir ülkeye karşı kullanma kararı almasıdır.

    Bunlar aynı şey değildir.

    Askerî kapasiteye ilişkin açıklamalar, tek başına yakın zamanda saldırı yapılacağı anlamına gelmez. Öte yandan önleyici vuruş seçeneğinin siyasi söylemde öne çıkarılması da diğer ülkelerin tehdit algısını etkileyebilir.

    Dolayısıyla açıklamaların hem içeriği hem de bölgesel güvenlik ortamında oluşturabileceği sonuçlar dikkatle değerlendirilmelidir.

    Güçlü olmak kadar ölçülü olmak da önemlidir

    Bir ülkenin savunmasını güçlendirmesi, komşusunun güvenlik kaygılarını bütünüyle görmezden gelmesini gerektirmez. Aynı şekilde komşunun kaygılarını anlamaya çalışmak da savunma hazırlıklarından vazgeçmek anlamına gelmez.

    Asıl mesele, güvenlik ihtiyaçlarını karşılıklı bir tehdit yarışına dönüştürmeden yönetebilmektir.

    Türkiye’nin de Yunanistan’ın da güvenlik endişelerini diplomatik kanallarda ele alabilmesi, askerî hareketliliklerin yanlış anlaşılmasını önleyecek iletişim mekanizmalarını geliştirmesi ve kriz anlarında kullanılabilecek temas yollarını açık tutması gerekir.

    Çünkü silahlanma yarışı, her iki tarafa da daha fazla harcama ve daha fazla belirsizlik yükleyebilir.

    Caydırıcılık ile tehdit dili arasındaki sınır bazen ince olabilir. Bu sınırın korunması, askerî kapasitenin yanında siyasi sorumluluk da gerektirir.

    Güç, bir devletin kendisini savunabilme imkânıdır. Devlet aklı ise bu gücü hangi amaçla ve hangi sınırlar içinde kullanacağını belirleyebilme yeteneğidir.

    Kalıcı güvenliğin yolu, bu iki unsuru birbirinden ayırmadan birlikte değerlendirmekten geçer.

    YAZARLAR
    TÜMÜ

    SON HABERLER