Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
    İhsan Erz
    İhsan Erz

    YAPAY ZEKÂ VE İŞ: KAÇ İŞİN KAYBOLACAĞINDAN DAHA ÖNEMLİ BİR SORU

    Yapay zekâ konuşulduğunda tartışma çoğunlukla aynı yere dönüyor: “İşimizi elimizden alacak mı?” Bu kaygı yersiz değil. Dünya Ekonomik Forumu’nun 2025 Geleceğin İşleri raporuna göre 2030’a kadar dünyada yaklaşık 92 milyon iş ortadan kalkabilir. Aynı rapor, bu süreçte 170 milyon yeni iş alanının doğacağını da öngörüyor.

    Bu iki rakam yan yana konduğunda tablo bir “net kazanç” gibi görünebilir. Ama bu hesap, işini kaybeden kişinin kendiliğinden yeni bir işe geçebileceğini varsayıyor. Gerçek hayatta 50 yaşındaki bir muhasebe çalışanının veri analistine, bir çağrı merkezi personelinin yazılım test uzmanına dönüşmesi o kadar kolay değil. Asıl mesele burada başlıyor.

    Bir mesleğin tamamen ortadan kalkması nadir görülüyor. Daha sık rastlanan, o meslek içindeki tekrar eden görevlerin makinelere devredilmesi. Örneğin çeviri işinde ilk taslak artık yazılımlarla saniyeler içinde çıkabiliyor; ama hukuki bir belgenin doğruluğunu kontrol etmek, bağlamı anlamak ve sorumluluğu üstlenmek hâlâ insanın işi. Yıllardır belgeler ve metinlerle çalışan biri olarak bu dönüşümü yakından görüyorum. İşin hacmi değil, niteliği değişiyor.

    Bu değişim doğru eğitimle büyük bir fırsat olabilir. Hazırlıksız yakalanan çalışan için ise dışlanma riski demek.

    Verimlilik artıyorsa kazancı kim alıyor?

    Uluslararası Çalışma Örgütü’nün 2026 gündeminde yapay zekânın “insana yakışır iş” anlayışıyla birlikte ele alınması öne çıkıyor. Bu yaklaşımın özünde basit bir soru var: Aynı iş daha kısa sürede yapılabiliyorsa, ortaya çıkan kazanç nasıl paylaşılacak? Yalnızca şirket kârına mı yansıyacak, yoksa çalışma süresinde, ücrette ve eğitim imkânlarında da bir karşılığı olacak mı?

    Teknoloji, çalışanı daha yoğun ve daha sıkı denetlenen bir tempoya zorlamak için kullanılırsa ilerleme yalnızca kâğıt üzerinde kalır. Bir çağrı merkezinde görüşmeleri özetleyen bir yazılım çalışanın yükünü hafifletebilir. Aynı yazılım her duraklamayı “verimsizlik” diye puanlamaya başladığında ise baskı artar. Aradaki farkı teknoloji değil, onu kullanan yönetim belirler.

    Büyük şirketler çalışanlarına yapay zekâ eğitimi verebiliyor. Peki küçük bir işletmede, bir Anadolu şehrinde ya da güvencesiz bir işte çalışan kişi bu imkâna nasıl ulaşacak? Dijital dönüşüm politikası yalnızca büyükşehirlerdeki uzmanlara odaklanırsa mevcut eşitsizlikler derinleşir. Halk eğitim merkezleri, meslek liseleri, üniversitelerin sürekli eğitim birimleri ve işverenler kısa, uygulamalı ve ücretsiz programlarla bu açığı kapatabilir. Diyarbakır gibi genç nüfusu yoğun şehirlerde bu programlar ayrıca önemli.

    İşe alım, performans değerlendirmesi ya da vardiya planlaması yazılımlarla yapıldığında çalışanın kararın nedenini bilme hakkı olmalı. Hatalı bir değerlendirmeye itiraz edebileceği bir insan muhatap bulabilmeli. “Sistem böyle hesapladı” cevabı adil bir açıklama değil.

    Önümüzdeki yıllarda yapay zekâ tartışmasının “Kaç iş kaybolacak?” sorusundan “Dönüşümün maliyetini ve kazancını kim, nasıl paylaşacak?” sorusuna kayması gerekiyor. Bu ikinci soruya verilecek cevap, teknolojinin kendisinden çok daha belirleyici olacak.

    YORUMLAR

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    YAZARLAR
    TÜMÜ

    SON HABERLER