Son günlerde Azerbaycan’daki okul kıyafetleri düzenlemesi üzerinden başörtüsü tartışması yaşanıyor.
Bu konuda özellikle dikkat edilmesi gereken bir nokta var.
Azerbaycan’ın 21 Eylül 2026 tarihli düzenlemesinde “başörtüsü” veya “hicap” ifadesi doğrudan yer almıyor. Düzenleme, okul kıyafetinin bütünlüğü ve laiklik ilkesiyle ilgili hükümler içeriyor. Bu nedenle “Azerbaycan başörtüsünü açıkça yasakladı” şeklindeki kesin ifadeler, mevcut düzenleme metninin ötesine geçen bir yorum olur. (Rudaw)
Elbette bu düzenlemenin nasıl uygulanacağı ve başörtüsünü kapsayıp kapsamadığı tartışılabilir.
İnsanların bu konuda farklı görüşleri de olabilir.
Fakat burada asıl dikkat edilmesi gereken başka bir konu var:
Türkiye ile Azerbaycan halklarını birbirine düşürmek için inanç üzerinden yeni bir cepheleşme oluşturulmamalıdır.
Türkiye’nin Azerbaycan’a bakışı ile Azerbaycan halkının Türkiye’ye bakışı, tek bir yönetmelik maddesinden ibaret değildir.
Bizim aramızdaki bağ çok daha derindir.
İki milletin tarihini, kültürünü, dilini, ortak değerlerini ve birbirine uzattığı yardım elini birkaç günlük tartışmayla ölçemeyiz.
Azerbaycan’ın laiklik anlayışı üzerine tartışma yapılabilir.
Türkiye’nin laiklik anlayışı üzerine de tartışma yapılabilir.
Ama tartışmanın adresi kardeşlik düşmanlığı olmamalıdır.
Birbirimizi anlamaya çalışmak, birbirimizi suçlamaktan daha değerlidir.
Çünkü Türkiye ile Azerbaycan arasında sorun üretmek isteyenlerin en kolay kullanacağı araç, insanların hassasiyetleridir.
Din üzerinden…
Milliyet üzerinden…
Siyaset üzerinden…
Oysa bizim ihtiyacımız olan şey bunların tam tersidir.
Sağduyu.
Hoşgörü.
Karşılıklı saygı.
Ve kardeşlik.
Başörtüsü bir tartışma konusu olabilir.
BM’deki diplomatik tavırlar da tartışma konusu olabilir.
Fakat hiçbir tartışma Türkiye ile Azerbaycan halklarının birbirine olan sevgisini hedef almamalıdır.
Çünkü kardeşlik, bir tartışmada haklı çıkmaktan daha değerlidir.
Biz farklılıklarımızı konuşalım.
Ama kardeşliğimizi kaybetmeden konuşalım.




























YORUMLAR