Bu yıl dünyanın ticaret haritasında alışık olmadığımız kadar çok kırmızı çizgi belirdi. Hürmüz Boğazı’ndan geçen tankerlerin sigorta primleri arttı, Kızıldeniz’de gemiler rota değiştirdi, bazı havayolları bir gecede yasak listesine girdi. G7 ülkeleri akaryakıt fiyatlarını dengelemek için stratejik rezervlerine başvurdu. Her biri ayrı bir haber gibi okunuyor, ama yan yana koyduğumuzda ortaya tek bir tablo çıkıyor: Dünya, yükünü taşıyacak daha güvenli yollar arıyor.
Uluslararası ticaretle uzun yıllar ilgilenen biri olarak bu tabloya bakarken aklıma hep aynı soru geliyor. Rotalar kırılırken Türkiye’nin yeri neresi olacak? Taraflardan birinin yanında durmak mı, yoksa tarafların hepsinin ihtiyaç duyduğu bir geçiş noktası olmak mı?
Haritada üç hat, ortada bir ülke
Bugün Türkiye’nin çevresinde birbirine dokunan üç büyük hat var. Birincisi Orta Koridor. Çin’den başlayıp Orta Asya’yı, Hazar Denizi’ni, Azerbaycan’ı ve Gürcistan’ı geçerek Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşan bu yol, Rusya’nın kuzeyinden geçen geleneksel hatta alternatif arayan şirketlerin gündemine son yıllarda daha sık giriyor.
İkincisi Kalkınma Yolu. Basra Körfezi’ndeki Fav Limanı’ndan başlayıp Irak’ı boydan boya geçerek Türkiye sınırına ulaşması planlanan demir yolu ve kara yolu projesi, 2024’te Türkiye, Irak, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri arasında imzalanan mutabakatla somut bir çerçeveye kavuştu. Körfez’den Avrupa’ya giden yükün bir kısmının Süveyş’e ve Hürmüz’e bağlı kalmadan taşınabilmesi fikri, bu yılın gelişmelerinden sonra çok daha anlamlı görünüyor.
Üçüncüsü enerji. Türkiye bir yandan boru hatlarıyla, bir yandan da sıvılaştırılmış doğal gaz terminalleriyle farklı kaynaklardan enerji alabilen bir ülke. Karadeniz’deki Sakarya sahasından gelen yerli gaz da bu dengeye yeni bir ağırlık ekliyor. Enerjiyi tek kapıdan almamak, krizlerde başkasının kararına daha az bağlı kalmak demek.
Bu üç hattın kesiştiği yer, Türkiye’yi doğal bir köprü konumuna getiriyor. Ama köprü olmak, coğrafyanın kendiliğinden verdiği bir şey değil. Bir yükün sizin topraklarınızdan geçmeyi tercih etmesi için yolun kısa olması yetmiyor. Gümrükte bekleme süresinin öngörülebilir olması, demir yolunun ve limanın kapasitesinin yeterli olması, sigortacının ve bankanın o güzergâha güvenmesi gerekiyor.
Dengenin asıl sermayesi güven
Türkiye uzun süredir farklı ülkelerle aynı anda konuşabilen bir dış politika çizgisi izliyor. NATO müttefiki, Avrupa Birliği’nin en büyük ticaret ortaklarından biri, Körfez ülkeleriyle yatırım ilişkileri derinleşen, Orta Asya ile kültürel ve ekonomik bağları güçlü bir ülke. Bu çok yönlülük kimi zaman dışarıdan kararsızlık gibi yorumlanabiliyor. Bence ticaret yollarının hızla değiştiği bir dönemde bu, iyi yönetildiğinde bir avantaj.
Amerika’da yaşadığım yıllarda iş dünyasında sık duyduğum bir ifade vardı: Sermaye en çok sürprizden korkar. Bir yatırımcı ya da bir taşımacılık şirketi, rotasını belirlerken yalnızca bugünkü maliyete değil, beş yıl sonra o yolun hâlâ açık ve öngörülebilir olup olmayacağına bakar. Türkiye’nin köprü rolünü kalıcı kılacak olan da bu öngörülebilirlik. Kuralların istikrarı, sözleşmelerin işlemesi, sınır kapılarında dijitalleşme ve komşularla kurulan ekonomik güven, bir limana yapılan yatırım kadar değerli.
Bu tablonun bizim bölgeye bakan bir yüzü de var. Kalkınma Yolu hayata geçtiğinde Güneydoğu, Körfez ile Avrupa arasındaki hattın Türkiye’deki ilk durağı olacak. Habur’dan başlayarak Mardin’e, Diyarbakır’a ve Gaziantep’e uzanan şehirler, yalnızca transit geçilen yerler olarak kalırsa bu fırsattan sınırlı pay alır. Lojistik merkezleri, depolama alanları, gümrüklü antrepolar, yükün yolda işlenip katma değer kazandığı küçük sanayi alanları kurulursa, yol bölgeye iş ve gelir bırakır. Bunun hazırlığı, proje tamamlandığında değil, şimdiden yapılmalı: meslek eğitimi, şehir planlaması ve yerel yatırımcının bu zincire nasıl katılacağına dair ortak bir plan.
Önümüzdeki on yılda dünya ticaretinin hangi yollardan akacağını bugün kimse kesin olarak bilemez. Ama kriz dönemlerinde ülkelerin ve şirketlerin ne aradığını biliyoruz: güvenilir bir ortak, açık bir kapı ve sözünü tutan bir geçiş noktası. Türkiye’nin bu yarıştaki yeri, bir kısmıyla diplomasi masalarında, bir kısmıyla da Habur’daki tır kuyruğunun ne kadar kısalacağında, Diyarbakır’da kurulacak bir lojistik merkezinin kaç gence iş vereceğinde belirlenecek.




























YORUMLAR