İnsan doğduğu şehirden ayrıldığında yalnız evini değil, alışkanlıklarını da yanında taşır. Bir yemek, bir türkü, bir şive veya bayram geleneği; yeni kentte memleketle kurulan bağın parçası olur. Hemşehri dernekleri de çoğu zaman bu bağı korumak için doğar.
Bu görev küçümsenemez. Büyük şehirlerde yalnızlaşan insan için tanıdık bir yüz, zor günde aranacak bir telefon ve ortak hatıraları paylaşacak bir çevre değerlidir. Fakat dernekçilik yalnız nostaljiye sıkıştığında zamanla kendi geleceğini kaybeder.
Gençler, yalnız büyüklerinin anılarını dinleyecek misafirler değildir. Yönetimde söz sahibi olmalı, eğitim ve meslek ağlarına katılmalı, yaşadıkları kentin sorunları için proje geliştirebilmelidir. Kadınların emeği etkinlik günleriyle sınırlı kalmamalı; karar masasında karşılığını bulmalıdır.
Güçlü bir hemşehri derneği, memleket sevgisini başka şehirlerden gelenlere karşı mesafeye dönüştürmez. Tam tersine, taşıdığı dayanışma kültürünü yaşadığı kentin tamamıyla paylaşır. Öğrenciye burs verirken liyakati, yardım yaparken insan onurunu, yönetimde ise şeffaflığı korur.
Memleketi sevmek yalnız geçmişi hatırlamak değildir. O hatıradan bugüne yararlı bir iş çıkarabilmektir. Bir dernek gençlerine gelecek, şehrine güven bırakabiliyorsa tabelasındaki memleket adı gerçek anlamını bulmuş demektir.




























YORUMLAR