Türkiye’deki fon soruşturması gündeme gelince sıkça şu soru soruluyor:
“Böyle bir olay Amerika Birleşik Devletleri’nde veya Avrupa ülkelerinde yaşansaydı ne olurdu?”
Bunun tek bir cevabı yoktur.
Çünkü her ülkenin ceza hukuku ve finans mevzuatı farklıdır.
Ancak ortak bir prensip vardır:
Finans piyasalarında içeriden öğrenilen bilgilerin kötüye kullanılması, piyasa manipülasyonu ve yatırımcıların dolandırılması birçok gelişmiş hukuk sisteminde ciddi suçlar olarak kabul edilmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde içeriden öğrenilen bilgiyle yapılan işlemler nedeniyle federal mahkûmiyet örnekleri bulunuyor. ABD Adalet Bakanlığının 2024 yılında duyurduğu bir davada, halka açık bir şirketin eski yönetim kurulu başkanı insider trading suçundan jüri tarafından mahkûm edildi. (Adalet Bakanlığı)
Birleşik Krallık’ta da Finansal Davranış Otoritesinin yürüttüğü davalar sonucunda insider dealing ve dolandırıcılık suçlarından mahkûmiyet kararları bulunuyor. (FCA)
Avrupa Birliği’nde ise piyasa manipülasyonu ve içeriden öğrenilen bilgilerin hukuka aykırı kullanımı Market Abuse Regulation çerçevesinde düzenleniyor. Avrupa Birliği Adalet Divanının 2026 tarihli kararlarından biri de siyasetçiler ve içeriden öğrenilen bilgiler konusundaki hukuki sınırları ele aldı. (Eur-Lex)
Buradan çıkarılması gereken sonuç şudur:
Batı ülkelerinde hiç böyle olaylar yaşanmıyor demek doğru değildir.
Yaşanıyor.
Ancak önemli olan, iddiaların ortaya çıktığı noktadan sonra kurumların nasıl hareket ettiğidir.
Soruşturma yapılır.
Deliller toplanır.
Şüpheli ile suçlu birbirinden ayrılır.
Mahkeme kararını verir.
Ve suç sabit olursa yaptırım uygulanır.
Türkiye’nin de ihtiyacı olan şey aslında bundan farklı değildir.
Kimsenin makamına bakılmadan soruşturma yapılabilmesi…
Kimsenin şöhretine bakılmadan delillerin değerlendirilmesi…
Ve kimsenin yalnızca adı geçti diye suçlu ilan edilmemesi…
Hukuk devletinin ölçüsü budur.




























YORUMLAR