Birkaç yıl arayla Diyarbakır’a gelen biri değişimi hemen fark ediyor. Şehir genişliyor, yeni yaşam alanları oluşuyor, ticaret hareketleniyor, konut alanları merkezin dışına doğru ilerliyor ve trafik artıyor. Nüfusu 1,8 milyonu aşan, çevre illerden de sağlık, eğitim ve ticaret için insan çeken bir bölge merkezinden söz ediyoruz.
Bu büyüme sevindirici. Ama şehir büyüdükçe daha sık sormamız gereken bir soru var: Diyarbakırlının günlük hayatı da aynı ölçüde kolaylaşıyor mu? Şehircilikte büyüklük ile yaşam kalitesi aynı şey değil.
Sabah evinden çıkan biri işine ne kadar sürede ulaşıyor? Çocuğu okula güvenle yürüyebiliyor mu? Yaşlı bir komşumuz kaldırımda rahat yürüyebiliyor mu? Engelli bir vatandaş şehir içinde tek başına hareket edebiliyor mu? Yakınında bir park, yaz akşamı ailesiyle oturabileceği bir kamusal alan var mı? Bunlar küçük sorular gibi görünebilir, ama bir şehirle kurduğumuz ilişki tam da bu küçük anlardan oluşuyor.
Yeni yol ve yeni konut yetmiyor
Bir noktadan sonra yeni yol yapmak trafiği tek başına çözmüyor; yeni konut yapmak da tek başına şehir üretmiyor. İyi şehir, insanların hayatını gereksiz yere zorlaştırmayan şehir.
Diyarbakır’ın iklimini düşünelim. Yazın kırk dereceyi aşan günlerde gölge bir estetik ayrıntı değil, doğrudan bir sağlık meselesi. Ağaçlandırma, gölgeli yaya yolları, içme suyuna erişim ve serin kamusal alanlar bu şehirde yaşam kalitesinin temel unsurları.
Çocukları düşünelim. Bir mahallede yüzlerce yeni daire yapılırken çocukların güvenli oyun alanı sonradan akla geliyorsa planlamada bir eksik var demektir. Yaşlıları düşünelim. Kaldırım yüksek, bank yok, yaya geçidi uzak ve toplu taşımaya erişim zorsa, şehir yalnızca genç ve otomobili olan insanlar için tasarlanmış demektir. Bana göre iyi şehir, sekiz yaşındaki bir çocuğun da seksen yaşındaki bir insanın da rahatça kullanabildiği şehir.
Diyarbakır’ın en büyük avantajlarından biri kültürel kimliği. Diyarbakır Kalesi ve Hevsel Bahçeleri Kültürel Peyzaj Alanı 2015’ten bu yana UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde. Bu değerler yalnızca turistlerin fotoğraf çektiği yerler değil; modern Diyarbakır’ın nasıl büyümesi gerektiğine dair de bir şey söylüyor: Şehir büyürken hafızasını kaybetmemeli. Birbirinin aynısı yeni mahalleler şehri yalnızca genişletir. Meydanlar, kültür merkezleri, kütüphaneler, mahalle parkları ve yaya bağlantıları ise onu gerçekten geliştirir.
Veri ve katılım
Şehir planlamasında en çok ihtiyaç duyduğumuz şeylerden biri veri. Hangi kavşakta insanlar ne kadar bekliyor? Hangi mahallede yeşil alana erişim zayıf? Toplu taşıma hangi saatlerde yetersiz kalıyor? Çocukların okul yolları güvenli mi? Bunları ölçmeden yalnızca gözle plan yapmak, büyüyen bir şehri yönetmeye yetmiyor.
Vatandaş katılımı da önemli. Bir park yapılmadan önce o mahallede yaşayanlara “Nasıl bir alana ihtiyacınız var?” diye sormak zaman kaybı değil; yanlış yatırımın önüne geçmenin en kolay yolu. Belediyeler kadar merkezi yönetimin yatırımları, Dicle Üniversitesi’nin şehir araştırmaları, mimar ve mühendis odalarının katkısı ve konut projeleri yapan özel sektör de bu tablonun parçası.
İnsanın hayatını değiştiren her projenin büyük olması gerekmiyor. Doğru yere konulmuş bir yaya geçidi, iyileştirilmiş bir otobüs hattı, erişilebilir hâle getirilmiş bir kaldırım, güvenli bir okul yolu, yazın gölge veren birkaç yüz ağaç, çocukların gidebileceği bir mahalle kütüphanesi… Bunların her biri günlük hayatı büyük ve gösterişli bir yapıdan daha fazla etkileyebilir.
Diyarbakır büyümeye devam edecek. Önemli olan bu büyümeyi durdurmak değil, doğru yönlendirmek: konutla birlikte ulaşımı, ulaşımla birlikte çevreyi, turizmle birlikte tarihi dokuyu ve ekonomik büyümeyle birlikte insanın gündelik huzurunu düşünmek. Önümüzdeki planlama döneminde bu soruların açıkça tartışılmasını umuyorum.




























YORUMLAR