Bir fabrika düşünün. Ürünü kaliteli, fiyatı rekabetçi, üretim kapasitesi yeterli. Yıllardır iç piyasada çalışıyor ve artık dış pazara açılmak istiyor. Bir gün Almanya’dan bir e-posta geliyor, ardından teknik özellikler soruluyor. Firma heyecanlı; aradığı yabancı müşteri sonunda kapıyı çalmış.
Cevap hazırlanıyor: İngilizce birkaç cümle, ekinde Türkçe bir katalog. Teknik tablonun bir kısmı çevrilmiş, bir kısmı çevrilmemiş. İnternet sitesinde yabancı dil seçeneği var ama ürün açıklamalarının yarısı güncel değil. Teklifte teslim şekli net değil. Müşterinin ikinci sorusuna cevap üç gün sonra gidiyor. Sonra bir daha haber gelmiyor.
Firma sahibi muhtemelen “Fiyatımızı pahalı buldular” diye düşünüyor. Belki öyle. Ama belki de müşteri üründen önce firmaya baktı ve karşısında kendisiyle aynı açıklıkta konuşabilen bir ticari muhatap göremedi.
Yıllardır belge ve metinlerle çalışan biri olarak şunu söyleyebilirim: Dış ticarette bir satışın hangi cümlede kaybedildiğini çoğu zaman kimse fark etmiyor.
Türkiye 2025 yılında 273,4 milyar dolarlık mal ihracatına ulaştı. Bu rakam üretme ve dış pazara satış yapma kapasitemizi gösteriyor. Ama ihracatı yalnızca konteyner, gümrük, navlun ve fiyat üzerinden okursak işin görünmeyen tarafını kaçırırız. Bir malın sınırı geçebilmesi için önce güvenin sınırı geçmesi gerekiyor. O güvenin önemli bir kısmı da iletişimle kuruluyor.
Burada “İngilizce bilmek” gibi dar bir meseleden söz etmiyorum. Uluslararası ticarette iletişim; web sitesinden ürün kataloğuna, tekliften sözleşmeye, teknik dokümandan ambalaj üzerindeki bilgiye, toplantıdaki üsluptan satış sonrası desteğe kadar uzanan bir bütün. Bir şirket çok iyi ürün üretip kendini kötü anlatabilir ve bunun farkında bile olmayabilir.
Yabancı alıcı neye bakıyor?
Yabancı bir alıcı karşısındaki firmayı değerlendirirken bazı soruların cevabını arıyor: Bu şirket verdiği sözü tutar mı? Teknik sorumu doğru anladı mı? Sözleşmedeki ayrıntıları fark etti mi? Bir sorun çıktığında muhatap bulabilecek miyim? Bu soruların cevabı fabrikanın üretim hattında değil, şirketin iletişim biçiminde ortaya çıkıyor.
Avrupa Komisyonu’nun KOBİ’lerin uluslararasılaşmasına ilişkin çalışmaları da yabancı dil yeterliliğini ve uluslararası deneyimi dış pazara açılmayı etkileyen unsurlar arasında gösteriyor. Komisyonun dil yönetimi üzerine çalışmaları, dil ve kültür farklılıklarının şirketler için gerçek ticari engeller yaratabildiğini vurguluyor. Bu ifadede bence kritik kelime “dil” değil, “yönetim”. Uluslararası iletişim tesadüfe bırakılamaz.
Satış personeli, sözleşmeyi hazırlayan kişi, teknik ekip ve web sitesini yapan ajans birbirinden farklı bir dil kullanıyorsa, müşterinin karşısına dört ayrı şirket çıkıyor. Aynı ürünün adı katalogda başka, faturada başka, teknik belgede başka yazılıyor. Ölçü birimi yanlış anlaşılıyor, teslim tarihi farklı yorumlanıyor, hukuki bir ifade gündelik dille çevriliyor. Sağlık, makine, kimya ya da hukuk gibi alanlarda tek bir kelimelik hata artık bir dil hatası değil, doğrudan ticari risk.
Bazen de metin dil bilgisi açısından kusursuzdur ama ticari açıdan yanlıştır. Almanya’daki bir müşteriye gönderilen teklifin üslubuyla Körfez’deki bir distribütöre yapılan sunum aynı olmak zorunda değil. Amerika’daki bir şirketin sözleşme beklentisiyle başka bir pazarın iş yapma kültürü birebir örtüşmeyebilir. İnsanlar yalnızca kelimelerle değil, alışkanlıklarıyla da ticaret yapıyor.
Avrupa Komisyonu’nun çok dilli internet sitelerine ilişkin KOBİ araştırmasına binden fazla işletme katıldı ve katılımcıların yüzde 75’i sitelerini çok dilli hâle getirmeye yönelik bir pilot çalışmaya ilgi gösterdi. Bu ilgi, şirketlerin dil erişiminin dijital pazara girişte ne kadar önemli olduğunu gördüğünü gösteriyor. Ama çözüm her sayfayı otomatik olarak on dile çevirmek değil. Önce hangi pazara girmek istediğinizi, sonra o pazardaki müşterinin hangi soruları sorduğunu bilmeniz gerekiyor. Bir şirket için İngilizce ve Almanca yeterli olabilir; bir başkası için Arapça, Fransızca ya da Rusça satışın kapısını açabilir.
Küçük işletmeler için basit bir başlangıç
Bunun dev bütçeler gerektirdiğini düşünmüyorum. Küçük ya da orta ölçekli bir işletme önce basit bir iletişim denetimi yapabilir. Satış hedeflenen iki ya da üç pazar belirlenir. Web sitesi, katalog, teklif şablonu, teknik doküman ve sözleşmeler aynı terminolojiyle gözden geçirilir. Yabancı müşteriye kimin, ne kadar sürede cevap vereceği netleştirilir. Satış ekibine yalnızca dil değil, kültürlerarası ticari iletişim becerisi de kazandırılır. Yabancı dilde hazırlanan her metne de bir çeviri ödevi gibi değil, müşterinin şirketle temas ettiği bir satış noktası gibi bakılır.
Yabancı bir müşteri fabrikanızı hiç görmeyebilir; makinelerinizi, üretim hattınızı, yıllardır verdiğiniz emeği bilmeyebilir. İlk olarak ekranında bir web sitesi, bir katalog, bir e-posta ve bir teklif görür. Türkiye ihracatta yeni hedefler koyarken yalnızca daha fazla üretmeyi değil, ürettiğimizi dünyaya daha iyi anlatmayı da konuşmamız gerekiyor.




























YORUMLAR