Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Meclisi, kanser hastaları ve bedensel engelli vatandaşların hastaneye ulaşımını kolaylaştırmak için erişilebilir araç alınmasına oy birliğiyle karar verdi. Siyasi farklılıkların bir kenara bırakılıp böyle bir konuda ortak karar alınması takdiri hak ediyor. Tedavi için haftada birkaç kez hastaneye gitmek zorunda olan bir kanser hastası ya da tekerlekli sandalye kullanan bir vatandaş için bu araçlar hayatı gerçekten kolaylaştıracak.
Kararı okurken aklıma gelen soru şu oldu: Erişilebilirlik neden hâlâ özel bir hizmet olarak görülüyor da şehrin tamamı için geçerli bir standart hâline gelmiyor?
Hastaneye gitmek, okula ya da işe ulaşmak, bir arkadaşla buluşmak, pazara gitmek… Bunlar herkes için olduğu kadar engelli vatandaşlar için de temel ihtiyaçlar. Her dışarı çıkışında ailesine, komşusuna ya da pahalı bir taksiye muhtaç kalan bir insanın bağımsız yaşam hakkı fiilen sınırlanmış oluyor.
Sosyal taksi ya da hasta nakil araçları gibi uygulamalar önemli bir boşluğu dolduruyor. Ama uzun vadeli hedef, insanları yalnızca belirli günlerde taşıyan özel hizmetler değil; her gün, her saat kullanılabilen erişilebilir bir toplu ulaşım ağı olmalı.
Zincirin bütün halkaları
Bir otobüste rampa olabilir. Peki o otobüsün durağına giden kaldırım uygun mu? Rampa gerçekten çalışıyor mu, yoksa aylardır arızalı mı? Sürücü rampayı açmayı ve tekerlekli sandalyeli yolcuya yardım etmeyi biliyor mu? Durak anonsları işitilebiliyor, ekranlardaki bilgiler okunabiliyor mu? Bu zincirin tek bir halkası bile eksik olduğunda hizmet kâğıt üzerinde erişilebilir, gerçek hayatta kullanılamaz oluyor.
Kaldırımların durumu ayrı bir sorun. Kaldırıma park edilmiş bir araç, dışarı taşırılmış bir tezgâh, haftalarca açık bırakılmış bir kazı çukuru çoğumuz için birkaç adımlık bir dolambaçtan ibaret. Tekerlekli sandalye kullanan, bastonla yürüyen ya da bebek arabası iten biri için ise yolun tamamen kapanması demek. Bu konuda zabıtanın daha kararlı olması, vatandaşların da biraz daha duyarlı davranması gerekiyor.
Rampası olan bir otobüs, düz ve engelsiz bir kaldırım, açık ve okunaklı bir tabela yalnızca engelli vatandaşlara hizmet etmiyor. Yaşlılar, hamile kadınlar, küçük çocuklu aileler, ayağı alçıda olan biri, elinde valizle seyahat eden bir yolcu da bu düzenlemelerden faydalanıyor. TÜİK verilerine göre Türkiye’de 65 yaş ve üzerindeki nüfus 9,5 milyonu aştı; yani nüfusun onda birinden fazlası yaşlı. Bu tablo, erişilebilir şehrin aslında hepimizin geleceğine yapılan bir yatırım olduğunu gösteriyor.
Planlamanın başında engelli vatandaşlar olmalı
Engelli vatandaşların ve onları temsil eden derneklerin görüşleri, projeler tamamlandıktan sonra bir nezaket ziyaretiyle alınmamalı. Planlamanın ilk gününden itibaren masada olmalılar. Kimin hangi güzergâhta zorlandığını en iyi onlar biliyor.
Belediyenin bu hizmetle ilgili verileri düzenli olarak paylaşması da önemli: Kaç kişi hizmetten yararlanıyor, taleplere ne kadar sürede cevap veriliyor, hangi mahallelerde erişim daha zor, kaç araç arızalı? Bu bilgiler açık olursa eksikler görünür, çözümler hızlanır.
Belki de belediye yöneticilerinin bir gün tekerlekli sandalyeyle kendi şehirlerinde, örneğin Dağkapı’dan Ofis’e kısa bir yolculuk yapmayı denemesi gerekiyor. O yolculukta karşılaşacakları her engel, raporlarda göremedikleri bir gerçeği gösterecektir.




























YORUMLAR