Bir kitabın başka bir ülkenin kütüphanesine ulaşması küçük bir törenle duyurulabilir. Fotoğrafta kitap ve imza görülür. Asıl yolculuk o kareden sonra başlar: Kitabı kim bulacak, kim okuyacak, hangi dilde anlayacak ve daha sonra hangi eseri arayacak?
Kültürel ilişkileri çoğu kez büyük etkinliklere bağlarız. Oysa rafına iyi seçilmiş eser koyan bir kütüphane, yıllarca süren karşılaşmalar yaratabilir. Bu karşılaşmanın değerini ölçmek için yalnızca kaç kitap gönderildiğine bakmak yetmez. Katalog kaydı, çeviri bilgisi, erişilebilirlik ve eserin arkasındaki kültürün nasıl tanıtıldığı da önemlidir.
Türkiye’den çıkan bir eseri dünyaya taşırken yalnızca tanıtım düşünürsek okuru pasif bir alıcı sayarız. Karşılıklı ilişki kurmak istiyorsak başka dillerde yazılmış eserlerin burada nasıl okunduğunu da konuşmalıyız. İyi bir kültür köprüsü iki yönde işler. Çevirmen, kütüphaneci, araştırmacı ve yayıncı bu köprünün görünmeyen işçileridir.
Dijital kataloglar erişimi artırır; ama tek başına okuma alışkanlığı yaratmaz. Bir genç kitabın adına ulaşsa bile hangi bağlamda yazıldığını anlamak için rehbere, söyleşiye, öğretmene veya kütüphaneciye ihtiyaç duyabilir. Kütüphaneyi depo gibi görmeyi bıraktığımızda gerçek ilişki burada başlar.
Bir eser teslim edildiğinde iş bitmiş sayılmamalı. Ardından okuma buluşmaları düzenlenebilir, iki dilde kısa tanıtımlar hazırlanabilir, hangi kitapların ilgi gördüğü izlenebilir. Kitabı oraya götüren kurumun görevi, fotoğrafı yayımladıktan sonra da sürer.
Bir kitabın sınırı geçmesi değerli. O kitabın yabancı bir okurun zihninde yeni bir pencere açması ise ancak ona ulaşacak yolu kurarsak mümkün. Kültürel diplomasi bazen tam da o yolu açık tutmaktır.




























YORUMLAR