Bir halkı anlamak için önce konuştuğu dile kulak vermek gerekir.
Çünkü dil yalnızca haberleşme aracı değildir. Bir annenin çocuğuna söylediği ninni, bir dedenin anlattığı hikâye, bir milletin duası, sevinci ve kederi o dilin içinde yaşar. Doğu Türkistan meselesine yalnız sınırlar, güvenlik politikaları veya büyük devletler arasındaki rekabet üzerinden bakıldığında, insan hayatının en önemli tarafı gözden kaçar: Hafıza.
Bir çocuk kendi ana dilinde eğitim alamadığında yalnızca bazı kelimeleri öğrenememiş olmaz. Ailesinin geçmişine ulaşacağı yol daralır. Bir toplumun kültürel ve dinî hayatı sınırlandığında yalnız bugünkü yetişkinler değil, henüz doğmamış kuşaklar da etkilenir.
Bu nedenle Doğu Türkistan’da Uygur Türklerinin yaşadığı baskılar konuşulurken meseleyi yalnız siyasi bir başlık olarak görmek eksiktir. Ailelerin parçalanması, insanların yakınlarından haber alamaması, kültürel hayatın daralması ve kimliğin gündelik yaşam içinde baskı altında tutulması, insan onurunu doğrudan ilgilendiren sorunlardır.
Burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta vardır. Bir halkın hakkını savunmak, başka bir halka düşmanlık etmek değildir. Çin halkına yönelik bir öfke dili kurmadan da Çin yönetiminin uygulamaları eleştirilebilir. Hak arayışı, ancak insanı merkeze aldığında ahlaki gücünü korur.
Sessizlik tarafsızlık değildir
Uluslararası toplum ekonomik ilişkileri, ticaret hacmini ve diplomatik dengeleri elbette gözetir. Fakat insan haklarının yalnız maliyeti düşük olduğunda savunulması, bu hakları evrensel olmaktan çıkarır. Devletler sustuğunda vicdanın görevi bitmez; akademisyenin, gazetecinin, sivil toplumun ve sıradan yurttaşın sorumluluğu başlar.
Doğu Türkistan konusunda ihtiyaç duyulan şey öfkeyi çoğaltmak değil, güvenilir bilgiye dayalı sürekli bir dikkat oluşturmaktır. Tanıklıkları kayıt altına almak, ailelerin sesini duyurmak, kültürel mirası korumak ve hukuk zemininde hesap sorulmasını istemek bu dikkatin parçalarıdır.
Bir gün siyasi dengeler değişebilir, ticaret yolları başka yönlere kayabilir, devletlerin öncelikleri yeniden sıralanabilir. Fakat kaybolan bir dilin, dağılan bir ailenin ve silinen bir hafızanın telafisi kolay değildir.
Doğu Türkistan’ı unutmamak, uzak bir coğrafyaya duyulan romantik ilgi değildir. İnsanın kendi kimliğiyle yaşayabilme hakkına sahip çıkmaktır. Çünkü bir milletin sesi kısıldığında dünya biraz daha sessiz, insanlık biraz daha eksik kalır.




























YORUMLAR