Bir lokantaya girdiğimizde mutfağın içini görmeyiz. Marketten aldığımız ürünün hangi koşullarda üretildiğini, nasıl depolandığını, en son ne zaman denetlendiğini de çoğu zaman bilmeyiz. Gıda güveni uzun yıllar boyunca etikete ve işletmenin görüntüsüne bakarak verdiğimiz bir karardan ibaretti.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın kullanıma sunduğu Güvenilir Gıda Mobil Uygulaması bu durumu bir ölçüde değiştiriyor. İşletmelerdeki karekodu okutarak son denetim bilgisine ulaşmak ve gördüğümüz bir uygunsuzluğu fotoğrafla bildirmek artık mümkün. Şeffaflık açısından önemli bir adım. Ama bir uygulamanın gerçekten işe yaraması için vatandaşın neye bakacağını ve hangi durumda bildirim yapacağını bilmesi gerekiyor.
Bir işletmenin kapısında karekod olması, tek başına o mutfağın temiz olduğu anlamına gelmiyor. Önemli olan, karekodun arkasındaki bilginin güncel, anlaşılır ve doğrulanabilir olması. Son denetim tarihini gören bir müşteri, o denetimde nelerin kontrol edildiğini ve sonucun ne olduğunu da anlayabilmeli. “Denetlendi” ibaresi ile “denetimde sorun bulunmadı” bilgisi aynı şey değil.
İşletmelerin de bu uygulamayı duvara asılacak yeni bir zorunluluk gibi görmemesi gerekiyor. Kurallara uyan, mutfağına güvenen bir esnaf için bu sistem aslında bir avantaj: haksız rekabete karşı bir koruma ve müşteriye verilen bir güvence.
Denetimin yükü müşteriye bırakılamaz
Bozuk bir ürün, uygunsuz saklama ya da açık bir hijyen sorunu gören vatandaşın bunu kolayca bildirebilmesi değerli. Ama kamu denetiminin sorumluluğu müşteriye devredilemez. Her vatandaş gıda mühendisi değil; mutfağın arka tarafını, depoyu, soğuk hava odasını göremez. Düzenli, habersiz ve risk temelli denetim devletin asli görevi olmaya devam etmeli. Uygulama vatandaşın gözü olabilir, ama denetimin eli ve yaptırım gücü kamuda kalmalı.
Bu yüzden asıl merak ettiğim, bildirimlerden sonra ne olduğu. Bir vatandaş fotoğraf çekip bildirim yaptığında bu bildirim ne kadar sürede inceleniyor? Sonuç kendisine bildiriliyor mu? Bakanlığın uygulama üzerinden gelen bildirim sayısını, bunların kaçının denetimle sonuçlandığını ve verilen yaptırımları düzenli olarak açıklaması, sisteme duyulan güveni ciddi biçimde artırır.
Küçük işletmelerin bir kısmı kurallara karşı oldukları için değil, doğru uygulamayı bilmedikleri için hata yapıyor. Soğuk zincirin korunması, çiğ ve pişmiş gıdaların ayrı tutulması, alerjen bilgisinin verilmesi, ürünlerin saklama süreleri gibi konularda sürekli eğitim gerekiyor. Esnaf odalarının ve il müdürlüklerinin bu konuda kısa, uygulamalı eğitimler düzenlemesi cezadan daha kalıcı bir sonuç verebilir. Elbette kasıtlı hile ile bilgisizlikten kaynaklanan hata aynı şekilde değerlendirilmemeli; ama ikisi de sonuçta tüketiciyi riske atıyor.
Ambalajı şişmiş bir konserveyi almamak, son tüketim tarihini kontrol etmek, açıkta ve uygun olmayan koşullarda satılan gıdalara dikkat etmek, günlük hayatta atabileceğimiz küçük ama önemli adımlar. Şüpheli bir durumla karşılaştığımızda da sosyal medyada işletmeyi teşhir etmek yerine önce resmî kanalları kullanmak, hem delilin korunmasını hem de doğru bir incelemeyi sağlıyor.
Bir dahaki lokanta ziyaretinizde karekodu bir kez okutmayı deneyin. Gördüğünüz bilgiyi anlamlı bulup bulmadığınız, bu uygulamanın geleceği hakkında da çok şey söyleyecek.



























