Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
    Adnan Fişenk
    Adnan Fişenk

    SAVAŞIN YENİ CEPHESİ TOPRAKTA DEĞİL, TEKNOLOJİDE

    Dünyada savaşların şekli değişiyor.

    Artık savaş yalnızca tanklarla, uçaklarla ve gemilerle yapılmıyor. Savaşın görünmeyen bir cephesi daha var: Teknoloji.

    Bugün bir ülkenin savunma gücünü yalnızca kaç uçağa, kaç tanka veya kaç füzeye sahip olduğu belirlemiyor. O silahların içindeki yazılımı, çipi, sensörü, radarı, elektronik harp sistemini ve yapay zekâ altyapısını kim kontrol ediyorsa, geleceğin savaşında asıl avantaj onun elinde olacak.

    Türkiye, son 25 yılda savunma sanayiinde büyük bir dönüşüm gerçekleştirdi. 2002’de yaklaşık yüzde 20 seviyesinde olan yerlilik oranının bugün yüzde 80’in üzerine çıkması, sektörün geldiği noktayı gösteriyor. Savunma ve havacılık ihracatının da 2002’deki 248 milyon dolardan 2025’te 10 milyar doların üzerine çıkması önemli bir başarıdır.

    Ancak şimdi başka bir soruyu sormamız gerekiyor: Bir sonraki bağımlılık alanımız ne olacak?

    Çünkü kendi uçağımızı yaparken uçağın içindeki kritik elektronik bileşeni başka ülkelerden almak, kendi İHA’mızı üretirken kritik sensörde dışarıya bağımlı kalmak, kendi füze sistemimizi geliştirirken çip ve mikroelektronikte başkasına muhtaç olmak, savunmada tam bağımsızlıktan söz etmeyi zorlaştırır.

    Bu nedenle Türkiye’nin yeni savunma sanayii hedefi yalnızca daha fazla platform üretmek olmamalıdır. Platformun beynini de üretmek zorundayız.

    Çünkü geleceğin savaşında kazanan yalnızca en güçlü silaha sahip olan ülke olmayacak. En hızlı karar veren, en doğru veriyi toplayan, en gelişmiş yapay zekâyı kullanan, en güçlü elektronik harp sistemine sahip olan ve gerektiğinde kendi teknolojisini sıfırdan geliştirebilen ülke avantaj sağlayacak.

    Savunma sanayii artık teknoloji sanayiinin lokomotifi hâline geliyor. Radar teknolojisi sivil havacılığa, uydu teknolojileri haberleşmeye, yapay zekâ sağlık ve sanayiye, insansız sistemler tarımdan lojistiğe kadar birçok alana taşınıyor.

    Yani savunma sanayiine yapılan yatırım, aslında ülkenin bütün teknoloji ekosistemine yapılan yatırımdır.

    Türkiye’nin önünde şimdi yeni bir hedef olmalı: “Silahı üreten değil, silahın teknolojisini belirleyen ülke olmak.”

    Bunun yolu üniversitelerden, Ar-Ge merkezlerinden, genç mühendislerden ve yüksek teknoloji yatırımlarından geçiyor.

    Çünkü önümüzdeki yıllarda ülkelerin sınırlarını yalnızca askerler değil, mühendisler de koruyacak. Bir ülkenin güvenliği artık sadece sınır kapılarında değil; laboratuvarlarda, veri merkezlerinde, çip tasarım merkezlerinde, yazılım şirketlerinde ve üniversitelerde başlıyor.

    Türkiye savunma sanayiinde önemli bir eşiği aştı. Şimdi daha zor ama daha önemli bir eşik var: Teknolojiyi satın alan değil, teknolojinin yönünü belirleyen ülke olmak.

    Çünkü 21. yüzyılın savaşlarında bazen ilk ateşlenen şey füze olmayacak. İlk kaybedilen şey teknoloji üstünlüğü olacak. Ve teknoloji üstünlüğünü kaybeden ülkeler, savaş başlamadan bile kaybetmeye başlayabilir.

    YAZARLAR
    TÜMÜ

    SON HABERLER