Türkiye bugün sadece ekonomik bir darboğazdan geçmiyor.
Asıl mesele, insanların devlete, siyasete ve geleceğe dair hissettiği güven kaybıdır.
Vatandaş artık sabah uyandığında sadece döviz kuruna bakmıyor. Adalete bakıyor. Vicdana bakıyor. Kendisini yönetenlerin gerçekten halkın içinde yaşayıp yaşamadığına bakıyor.
Çünkü bu ülkede artık milyonlarca insanın ortak cümlesi aynı: “Bizi duyan var mı?”
Siyaset kurumunun en büyük problemi de tam burada başlıyor. Ankara’da kurulan cümlelerle sokakta yaşanan hayat artık aynı değil.
Televizyon ekranlarında pembe tablolar çizilirken pazarda file küçülüyor, gençlerin umudu azalıyor, alım gücü dip yapan emekliler yaşam savaşı veriyor.
Üniversite mezunu gençler artık kariyer değil, sadece “kaçıp kurtulmayı” konuşuyor.
İktidar cephesi sürekli başarı hikâyeleri anlatıyor. Muhalefet ise sadece kriz üzerinden siyaset üretmeye çalışıyor. Fakat halk artık kavga değil, çözüm görmek istiyor.
Bu arada fırsatı ganimet bilenler, fonlar ve benzeri yapılar üzerinden ülkenin insanlarını mağdur ederek paraları yurt dışına kaçırıyor.
Çünkü vatandaşın gündemi siyasi polemikler değil, ay sonunu getirebilmektir.
Bugün Türkiye’de en tehlikeli şey ekonomik kriz değildir.
En tehlikeli şey, toplumun yavaş yavaş umudunu kaybetmesidir.
Umut kaybolduğunda sadece ekonomi değil, toplumsal huzur da zayıflar. İnsanlar birbirine tahammül edemez hâle gelir. Öfke büyür. Kutuplaşma derinleşir.
Oysa bu ülke daha önce de zor dönemlerden geçti. Ama insanları ayakta tutan şey, yarına dair inançtı.
Şimdi ise vatandaşın önemli bir kısmı kendisini yalnız hissediyor.
Siyasetin yeniden halkın sesini duyması gerekiyor. Çünkü sandık günü gelmeden önce sokaktaki sessizlik okunmalıdır.
Unutulmamalıdır ki halk uzun süre konuşmaz… Ama günü geldiğinde çok güçlü cevap verir.



























