Köpek eğitimiyle uğraştığım için insanlar bana çoğunlukla sokak köpeklerini soruyor. Oysa sahada en sık karşılaştığım sorunlardan biri sokakta değil, evlerin içinde.
Bütün gün balkonda bağlı tutulan, haftada bir kez bile yürüyüşe çıkarılmayan, küçük bir kafeste büyüyen ya da her havladığında bağırılarak susturulan hayvanlar… Bu hayvanların bir sahibi, bir adresi var. Kâğıt üzerinde “sahipsiz” değiller. Ama bu, iyi bakıldıkları anlamına gelmiyor.
Bir köpeğin temel ihtiyaçları mama ve sudan ibaret değil. Hareket etmeye, çevresini koklayarak keşfetmeye, insanlarla güvenli bir ilişki kurmaya ve düzenli veteriner kontrolüne ihtiyacı var. Bu ihtiyaçlar karşılanmadığında önce davranış bozuluyor: sürekli havlama, eşyalara zarar verme, saldırganlık ya da tam tersi, içine kapanma. Sonra beden etkileniyor; kilo sorunları, eklem rahatsızlıkları, deri hastalıkları ortaya çıkıyor.
Pek çok sahip bunu kötü niyetle yapmıyor. Çoğu zaman bilgi eksikliği, zaman darlığı ya da sahiplenmeden önce hiç düşünülmemiş bir yükümlülük söz konusu. “Ben onu çok seviyorum” cümlesi samimi olabilir; ama sevgi, hayvanın ihtiyaçları karşılanmadığında tek başına bir şey değiştirmiyor.
Havlama bir şikâyet değil, bir işaret
Apartmanlarda en sık yaşanan tartışma köpek havlaması. Komşu haklı olarak uyumak, dinlenmek istiyor. Ama deneyimlerime göre sürekli havlayan bir köpek çoğu zaman bir şey anlatıyor: Yalnız kalmaktan korkuyor, sıkılıyor, bir yeri ağrıyor ya da yeterince hareket etmiyor. Sorunu “Sesi kesilsin” diye ele aldığımızda belirtiyi bastırıyoruz, neden yerinde duruyor.
Çözüm genellikle sahibin biraz destek almasından geçiyor. Günde iki düzenli yürüyüş, birkaç basit eğitim egzersizi, yalnız kalma süresine kademeli alıştırma çoğu vakada büyük fark yaratıyor. Komşunun huzuru ile hayvanın refahı aynı çözümle korunabiliyor.
Önce sakin bir konuşma denenebilir. Ama hayvanın aç, susuz, yaralı bırakıldığı, şiddet gördüğü ya da uzun süre tehlikeli koşullarda tutulduğu düşünülüyorsa bu artık bir komşuluk meselesi değil. 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu, sahipli hayvanlar için sahiplerine de açık yükümlülükler getiriyor. Belediyenin ilgili birimine ya da il müdürlüğüne başvurmak, mümkünse tarih ve gözlem notlarıyla somut bilgi sunmak gerekiyor.
Bunu yaparken sosyal medyada kişiyi teşhir etmek yerine resmî yolları kullanmak hem hayvan için daha etkili hem de haksız bir suçlamanın önüne geçiyor. Kurumların da şikâyeti kapıyı çalıp “Hayvan içeride mi?” diye sorarak kapatmaması, yaşam alanını, beslenmeyi ve sağlık durumunu gerçekten incelemesi gerekiyor.
Sahiplenmeden önce sorulması gerekenler
Sorunların önemli bir kısmı, hayvan eve gelmeden önce başlıyor. Yavru bir köpeğin on, on beş yıl yaşayacağını, eğitim ve bakım masrafı olacağını, tatile gidilirken kime bırakılacağını sahiplenmeden önce düşünmeyen pek çok insan, birkaç ay sonra zorlanmaya başlıyor. Sahiplendirme yapan kurumların ve gönüllülerin adayla bu konuları açıkça konuşması, ihmalin önemli bir kısmını baştan engelleyebilir.
Bir hayvanı sokaktan alıp eve getirmek güzel bir başlangıç. Ama yıllarca balkonda tek başına bekleyeceği bir hayat da kurtarılmış bir hayat sayılmaz. Evinde hayvan besleyen herkes, bugün onu her zamankinden biraz daha uzun bir yürüyüşe çıkararak işe başlayabilir.




























YORUMLAR