Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
    Adnan Fişenk
    Adnan Fişenk

    DÖRT İSİM, DÖRT ACI VE GELECEK KUŞAKLARA BIRAKILAN DERS

    Türkiye’nin demokrasi tarihinde bazı isimler vardır ki onları hatırlamak yalnızca geçmişe bakmak değildir.

    Aynı zamanda geleceğe bakmaktır.

    Adnan Menderes…

    Fatin Rüştü Zorlu…

    Hasan Polatkan…

    Namık Gedik…

    İlk üç isim, 27 Mayıs 1960 askerî müdahalesinin ardından Yassıada’da yargılandı ve idam edildi. Fatin Rüştü Zorlu ile Hasan Polatkan 16 Eylül 1961’de, Başbakan Adnan Menderes ise 17 Eylül 1961’de İmralı’da idam edildi.

    Namık Gedik’in hikâyesi ise farklıdır.

    Dönemin İçişleri Bakanı Gedik, 27 Mayıs sonrasında tutuklandığı Harp Okulu’nda hayatını kaybetti.

    Resmî anlatım, ölümün intihar olduğu yönündeydi.

    Fakat yıllar içinde bunun tersini savunan çok sayıda anlatım ortaya çıktı. Gedik’in darbeciler tarafından kötü muameleye maruz bırakıldığı, dövüldüğü, öldürüldüğü veya pencereden atıldığı yönünde iddialar dile getirildi. Buna karşılık intihar ettiğini söyleyen tanıklar da vardır. Otopsi yapılmamış olması nedeniyle ölümün kesin nedeni konusunda tartışma devam etmektedir.

    İşte bu nedenle Namık Gedik’in adı, 27 Mayıs’ın karanlıkta kalan sorularından biri olarak tarihimizde yer almaktadır.

    Bugün dört ismi birlikte anarken hukuki ve tarihsel farklılıkları yok saymıyoruz.

    Üçü için tarihsel gerçek bellidir: İdam edildiler.

    Namık Gedik için ise tarih hâlâ bir soru sormaktadır: Gerçekte ne oldu?

    Bu sorunun cevabını bulmak, geçmişte bir tarafı haklı çıkarmaktan daha önemlidir.

    Çünkü mesele bir insanın hayatıdır. Mesele devletin gücüdür. Mesele hukuktur. Mesele insan onurudur. Ve mesele demokrasidir.

    Diktatör yönetimler, askerî darbeler ve millet iradesini yok sayan anlayışlar hangi ülkede ortaya çıkarsa çıksın, sonunda en ağır bedeli toplumlara ödetir.

    Bu nedenle genç kuşaklara 27 Mayıs’ı; Menderes’i, Zorlu’yu, Polatkan’ı ve Namık Gedik’in ölümündeki soru işaretlerini anlatmalıyız.

    Fakat bunu öfkeyle değil, bilgiyle; intikam duygusuyla değil, demokrasi bilinciyle yapmalıyız.

    Çünkü geçmişin acısını geleceğin düşmanlığına dönüştürmek hiçbir topluma fayda sağlamaz.

    Asıl mesele, aynı acıların bir daha yaşanmamasıdır.

    Bir ülkede iktidarlar seçimle gelmeli ve seçimle gitmelidir. Devlet kurumları millet iradesinin üzerinde görülmemelidir. Hukuk, siyasi gücün aracı hâline getirilmemelidir. İnsan hayatı hiçbir siyasi hesabın bedeli olmamalıdır. Ve devlet, kendi vatandaşının can güvenliğinin teminatı olmalıdır.

    Adnan Menderes’in, Fatin Rüştü Zorlu’nun, Hasan Polatkan’ın ve Namık Gedik’in isimlerini bugün anmamızın anlamı tam da budur.

    Onları yalnızca geçmişin insanları olarak değil, geleceğin demokrasi dersinin bir parçası olarak hatırlamalıyız.

    Çünkü tarih bize bazen zaferleriyle değil, acılarıyla yol gösterir.

    Ve Türkiye’nin demokrasi tarihi bize çok açık bir şey söylüyor:

    Millet iradesi korunmalı. Hukuk üstün tutulmalı. İnsan hayatına dokunulmamalı. Darbeler ve diktatörlükler hiçbir topluma yeniden yaşatılmamalı.

    Bu dört ismin hatırası, gelecek kuşaklara bırakacağımız en önemli derslerden biridir.

    YORUMLAR

    Bir yanıt yazın

    E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

    YAZARLAR
    TÜMÜ

    SON HABERLER