Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
    Adnan Fişenk
    Adnan Fişenk

    Haberin Etkisi | 3. Bölüm — BİR ŞEHRİ YAŞANABİLİR KILAN ŞEY GÜVENDİR

    Bir şehri şehir yapan yalnızca yolları, binaları, meydanları ve alışveriş merkezleri değildir.

    Bir şehri asıl yaşanabilir kılan, insanların birbirlerine duyduğu güvendir.

    Sabah aynı apartmanda karşılaşan insanların birbirine selam vermesi, mahallede esnafın müşterisini tanıması, komşunun ihtiyaç hâlinde diğer komşusunun kapısını çalabilmesi…

    Bunlar küçük ayrıntılar gibi görünür. Oysa toplumsal hayatın büyük kısmı bu küçük güven ilişkileri üzerine kuruludur.

    Güven azaldığında ilk olarak bu görünmez bağlar kopmaya başlar.

    İnsanlar birbirlerine daha mesafeli davranır. Tanımadıkları insanlara karşı daha kuşkucu hâle gelir. Çocuklarını dışarı göndermekten çekinir. Gece sokağa çıkmak istemez. Komşusunun davranışını bile tehdit olarak değerlendirebilir.

    Sonra şehir aynı şehir olmaktan çıkar. Binalar yerinde durur ama insanlar birbirinden uzaklaşır.

    Bu noktada haberlerin ve özellikle sürekli tekrar edilen kötü haberlerin etkisini de göz ardı etmemek gerekir.

    Bir toplumun önüne her gün aynı karanlık tabloyu koyarsanız, bir süre sonra insanlar yalnızca olaylardan değil, birbirlerinden de korkmaya başlayabilir.

    Çünkü insan zihni kendisini korumak için tehlike arar. Tehlike sürekli hatırlatıldığında ise savunma mekanizması sürekli açık kalır.

    Bunun ekonomik ve sosyal sonuçları da vardır.

    Güvenin düşük olduğu toplumlarda insanlar daha fazla kontrol etmek, daha fazla tedbir almak ve daha fazla şüphe duymak zorunda kalır. Oysa güvenin olduğu yerde hayat daha kolay akar.

    Türkiye'nin şehirleşme sürecinde belki de en çok ihtiyaç duyduğu şeylerden biri, yeniden bu güven duygusunu güçlendirmektir.

    Bunun yolu kötülükleri gizlemekten geçmez.

    Tam tersine, kötülükle mücadele etmek; suçu doğru haberleştirmek, adalet mekanizmasını güçlü tutmak, çocukları korumak ve insanların kendilerini güvende hissetmesini sağlayacak kurumları güçlendirmek gerekir.

    Fakat bütün bunların yanında topluma sürekli “Her yer tehlikeli.” duygusu vermekten de kaçınmak gerekir.

    Çünkü korkuyla yaşayan insan yalnızca kendisini korumaya çalışır. Güvenle yaşayan insan ise çevresini de düşünmeye başlar.

    Aradaki fark küçümsenecek bir fark değildir. Biri toplumu birbirinden uzaklaştırır. Diğeri toplumu birbirine yaklaştırır.

    Türkiye'nin ihtiyacı olan şey, kötülüğü görmezden gelen bir toplum değildir.

    İhtiyacımız olan; kötülüğü bilen, onunla mücadele eden fakat iyiliğin hâlâ var olduğunu da unutmayan bir toplumdur.

    Çünkü bir şehirde yolları asfaltlamak, binaları yükseltmek ve meydanları güzelleştirmek mümkündür.

    Ama insanların birbirine güvenmediği bir şehri gerçekten yaşanabilir hâle getirmek çok daha zordur.

    YAZARLAR
    TÜMÜ

    SON HABERLER