Market fiyatları her yükseldiğinde bütçemizi konuşuyoruz. Pazardaki domatesin, fırındaki ekmeğin, kasaptaki etin fiyatını hesaplıyoruz. Haklı olarak. Ama aynı mutfaktan her hafta çöpe giden yiyecekleri konuştuğumuz pek olmuyor.
Birleşmiş Milletler Çevre Programı’nın 2024 tarihli Gıda İsrafı Endeksi raporuna göre dünyada 2022 yılında yaklaşık 1,05 milyar ton gıda israf edildi. Bu, tüketiciye ulaşan gıdanın beşte birine denk geliyor. Aynı dönemde dünyada 783 milyon insanın açlıkla mücadele ettiği düşünüldüğünde tablonun ne kadar çarpıcı olduğu daha iyi anlaşılıyor. Raporun dikkat çekici bulgularından biri de israfın yaklaşık yüzde 60’ının evlerde gerçekleşmesi. Dünya ortalamasında kişi başına düşen hane içi gıda israfı yılda 79 kilogram civarında.
Türkiye’de de tablo farklı değil. Tarım ve Orman Bakanlığı’nın paylaştığı tahminler, hane kaynaklı gıda atığının milyonlarca tona ulaştığını gösteriyor. Bakanlığın yürüttüğü “Gıdanı Koru” kampanyası sorunun farkında olunduğunu gösteriyor; ama evdeki alışkanlıklar değişmedikçe kampanyaların etkisi sınırlı kalıyor.
Bir ekmeğin arkasındaki zincir
Bir dilim ekmeği çöpe attığımızda yalnızca bir parça hamur kaybolmuyor. Buğdayı eken çiftçinin emeği, tarlayı sulayan su, değirmenin ve fırının harcadığı enerji, taşıma için yakılan yakıt ve en sonunda bizim cebimizden çıkan para da boşa gidiyor. Çöpe giden gıda, çöplükte çürürken sera gazı salımına da yol açıyor. Yani israf ahlaki bir öğütten çok daha fazlası; ekonomiyi, çevreyi ve gıda güvenliğini doğrudan ilgilendiren bir mesele.
Evde değiştirebileceğimiz şeyler
İsrafın en sık nedenleri aslında çok tanıdık: ihtiyaçtan fazla alışveriş, yanlış saklama, gereğinden fazla pişirme ve tarih etiketlerinin yanlış anlaşılması.
“Üç al iki öde” kampanyasıyla aldığımız ürünlerden biri bozulup çöpe gidiyorsa, aslında ucuza değil boşuna almış oluyoruz. Alışverişe çıkmadan önce buzdolabını ve kileri kontrol etmek, kısa bir liste yapmak bile fark yaratıyor.
Etiketlerdeki tarihler de çoğu zaman karıştırılıyor. “Son tüketim tarihi”, özellikle süt ürünleri ve et gibi çabuk bozulan gıdalarda güvenlik açısından ciddiye alınması gereken bir sınır. “Tavsiye edilen tüketim tarihi” ise ürünün en iyi kalitede olduğu dönemi gösteriyor; makarna, pirinç ya da konserve gibi ürünler uygun koşullarda saklanmışsa bu tarih geçtikten sonra da çoğu zaman tüketilebiliyor. Bu ayrımı bilmemek hem güvenli yiyeceklerin çöpe gitmesine hem de tersine, riskli ürünlerin tüketilmesine yol açabiliyor.
Mutfak kültürümüzde israfı önleyen pek çok gelenek de var aslında. Bayat ekmekten yapılan tirit, artan pilavdan yapılan köfte, sebze artıklarından hazırlanan çorbalar… Annelerimizin, ninelerimizin bildiği bu yöntemleri yeniden hatırlamak hem bütçeye hem sofraya katkı sağlar.
İsrafın tamamını hane halkına yüklemek de adil olmaz. Lokantalar daha esnek porsiyon seçenekleri sunabilir, marketler son kullanma tarihi yaklaşan ürünleri indirimle satabilir ya da gıda bankalarına bağışlayabilir. Yerel yönetimlerin gıda bankacılığını desteklemesi ve kompost uygulamalarını yaygınlaştırması da önemli. Diyarbakır gibi tarımla iç içe bir şehirde, tarladan pazara kadar yaşanan kayıpları azaltmaya yönelik çalışmalar da bu tartışmanın bir parçası olmalı.
Pahalılığı tek başımıza çözemeyiz. Ama bu hafta çöpe ne kadar yiyecek attığımıza dikkat etmek ve alışveriş listemizi buna göre düzenlemek tamamen bizim elimizde. Belki ilk adım, bu akşam buzdolabını açıp önce bozulmak üzere olan ürünlerle yemek yapmaktır.




























YORUMLAR