Bir sınır kapısının yakınına şehir kurmak mümkün değildir; şehir zaten oradadır. Asıl soru, kapıdan geçen hareketin o şehrin hayatına nasıl değdiğidir. Van bu soruyu sormak için iyi bir yerdir.
Sınır ticareti denildiğinde gözümüz kamyon kuyruğuna gider. O kuyrukta bekleyen yükün kim tarafından paketlendiği, nerede depolandığı, nasıl sigortalandığı ve kimin emeğiyle müşteriye ulaştığı daha az konuşulur. Şehrin kazancı bu halkalarda doğar. Mal Van’dan geçip başka yerde işleniyor, başka yerde satılıyor ve başka yerde istihdam yaratıyorsa yakınlık tek başına avantaj değildir.
Özellikle küçük esnaf için sınırdaki belirsizlik büyük şirketlerden daha ağırdır. Günlük değişen uygulama, bekleme süresi ve maliyet, büyük bir firmanın hesabında bir kalem olabilir. Esnafın hesabında ise o ay dükkânı açık tutup tutamayacağıdır. Kamu yönetiminin öngörülebilir bilgi vermesi bu yüzden ekonomik teşvikin parçasıdır.
Geçişten üretime uzanan zincir
Van’da lojistik hizmetleri, ürün işleme, paketleme ve yabancı dil becerisi birlikte düşünülmeli. Üniversitedeki bilgi ile küçük işletmenin ihtiyacı birbirinden habersiz kaldığında iki taraf da imkân kaybeder. Meslek eğitimleri kapının gerçek işlemleriyle, stajlar sahadaki iş akışıyla buluşmalı. Kadınların ve gençlerin bu zincirde hangi işlere erişebildiği ayrıca izlenmeli.
Ticaretin yalnızca sınırın açılmasına bağlanması da kırılgan bir plan üretir. Pazar koşulları değişebilir; buna karşı şehrin kendi üretim kapasitesi, depolama altyapısı ve iç pazara bağlantısı güçlü olmalıdır. Sınırın sağladığı imkânı kalıcı değere dönüştürmenin yolu budur.
Van’ın bir geçiş noktası olması coğrafyanın sunduğu fırsat. O geçişte emeği, bilgiyi ve kararı Van’da tutmak ise bizim kuracağımız düzenin sınavı. Kapıdan geçen yükün bir kısmı şehrin geleceğine dönüşmüyorsa, çizginin bu tarafında bekleyen insanların sorusu haklıdır: Bize ne kaldı?




























YORUMLAR