Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
    Adnan Fişenk
    Adnan Fişenk

    Haberin Etkisi | 4. Bölüm — KORKUYLA YAŞAYAN İNSAN ÇÖZÜM DEĞİL, KAÇIŞ ARAR

    İnsan korktuğunda geleceği değil, kaçış yolunu düşünür.

    Bu, insan psikolojisinin en temel gerçeklerinden biridir.

    Bir tehlikeyle karşılaşan insanın ilk refleksi kendisini korumaktır. Bu son derece doğaldır. Fakat tehlike duygusu sürekli hâle gelirse, insanın karar mekanizması da değişmeye başlar.

    Artık “Ben ne istiyorum?” sorusunun yerini “Nerede güvende olurum?” sorusu alır.

    İşte burada önemli bir tehlike ortaya çıkar.

    Korkuyla verilen kararlar her zaman yanlış değildir. Fakat yalnızca korkuya dayanarak verilen kararların sağlıklı değerlendirilmesi zordur.

    Bugün iletişim araçları sayesinde dünyanın dört bir yanındaki olayları anında öğreniyoruz.

    Bir ülkede yaşanan korkunç bir olay, birkaç dakika içerisinde Türkiye'deki insanların telefon ekranına düşebiliyor. Ardından görüntüler, yorumlar ve tartışmalar tekrar tekrar karşımıza çıkıyor.

    İnsan olayın yaşandığı yerde değildir. Fakat zihni, sanki olay kendi kapısının önünde gerçekleşmiş gibi tepki verebilir.

    Bu durum sürekli tekrarlandığında insanın dünyaya ilişkin güven duygusu zedelenebilir.

    “Bu şehir güvenli değil.” “Bu mahalle güvenli değil.” “İnsanlara güvenilmez.” “Çocuklarımı dışarı çıkaramam.” “Burada gelecek yok.”

    Bu cümleler zamanla bir toplumun ortak ruh hâline dönüşürse, mesele artık tek tek haberlerin ötesine geçmiştir.

    Çünkü insanlar gelecekle ilgili kararlarını korkularına göre vermeye başlamıştır.

    Türkiye'de son yıllarda insanların gündelik hayatında ekonomik kaygıların, güvenlik endişelerinin ve gelecek korkusunun daha fazla konuşulmasının nedenleri ayrıca değerlendirilmelidir.

    Fakat burada medya dilinin de sorumluluğu vardır.

    Gazetecilik gerçekleri gizlememelidir. Ama gerçekleri aktarırken insanlara sürekli çaresizlik duygusu da yüklememelidir.

    Bir toplumun yalnızca sorunlarını anlatmak, sorunların çözümüne katkı sağlamaz. Sorunun yanında çözümü, başarısızlığın yanında başarıyı, kötülüğün yanında iyiliği de göstermek gerekir.

    Çünkü toplumun geleceğe bakabilmesi için yalnızca tehlikeleri bilmesi yetmez. Bir çıkış yolunun mümkün olduğuna da inanması gerekir.

    Avrupa ülkelerine baktığımızda da farklılıkları yalnızca suç oranlarında veya haber sürelerinde aramak eksik olur. Asıl bakılması gereken, toplumun genel güven duygusunun nasıl korunduğudur.

    Türkiye'nin de kendi medya kültürünü, haber dilini ve toplumsal iletişim biçimini bu açıdan yeniden düşünmesi gerekiyor.

    Çünkü sürekli korkan insan kaçacak yer arar. Kendine güvenen insan ise çözüm arar.

    Bir ülkenin geleceği açısından aradaki fark, belki de bütün mesele budur.

    YAZARLAR
    TÜMÜ

    SON HABERLER