Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
    Adnan Fişenk
    Adnan Fişenk

    Haberin Etkisi | 2. Bölüm — EKRANDA GÖRÜNEN DÜNYA İLE GERÇEK HAYAT AYNI DEĞİLDİR

    İnsan dünyayı yalnızca yaşadıklarıyla tanımaz. Gördükleriyle de tanır.

    Hatta zaman zaman gördükleri, yaşadıklarının önüne bile geçebilir.

    Bugün sabah evinden çıkan bir insan gün boyunca hiçbir suçla karşılaşmayabilir. Komşusuyla selamlaşır, işine gider, alışverişini yapar, arkadaşlarıyla konuşur ve akşam ailesinin yanına döner.

    Fakat aynı insan gün boyunca ekranında cinayet, saldırı, kavga, dolandırıcılık, felaket ve tartışma görüntüleri izlerse gece olduğunda dünyayı sabah çıktığı gibi değerlendirmeyebilir.

    Çünkü zihin gördüğü her şeyi kaydeder.

    İşte modern iletişim çağının en önemli meselelerinden biri burada ortaya çıkıyor: Ekranda görünen dünya ile gerçek hayat aynı şey değildir.

    Bir haber bülteninde yer alan olaylar elbette gerçektir. Fakat haberin seçimi ve tekrar sıklığı, insanın zihninde gerçekliğin ağırlık merkezini değiştirebilir.

    Örneğin bir şehirde yüz binlerce insanın sakin bir gün geçirmesi haber değeri taşımaz. Fakat aynı şehirde meydana gelen bir cinayet saatlerce tartışılabilir.

    Böylece insan, aslında istisna olan bir olayı zihninde genel durum gibi algılamaya başlayabilir.

    Bu durum yalnızca bireyi değil, toplumun tamamını etkileyebilir.

    İnsanların birbirine duyduğu güven azaldıkça sosyal mesafe büyür. İnsanlar daha fazla kapı kilitler, daha fazla şüphelenir, daha az iletişim kurar.

    Bir süre sonra güvenin yerini tedbir, tedbirin yerini kuşku, kuşkunun yerini de korku alabilir.

    Oysa toplum yalnızca kanunlarla ayakta durmaz.

    Toplumun görünmeyen bir sözleşmesi vardır: İnsanların birbirlerinin tamamını tehdit olarak görmemesi.

    Komşunun kapısını çalabilmek, sokakta tanımadığın birine yol sorabilmek, çocuğunu parka gönderebilmek, bir dükkâna girerken insanlara güvenebilmek… Bunların tamamı toplumsal güvenin küçük ama değerli parçalarıdır.

    Türkiye'nin bugün üzerinde düşünmesi gereken konulardan biri de budur.

    Elbette suç haberlerini vermeliyiz. Elbette kamuoyunun bilmesi gereken olayların üzerine gitmeliyiz. Fakat bunu yaparken toplumun ruh hâlini de hesaba katmalıyız.

    Çünkü gazetecilik yalnızca “Ne oldu?” sorusunun cevabı değildir. Bazen “Bu haberi nasıl sunarsak toplum gerçeği daha doğru anlayabilir?” sorusu da gazeteciliğin parçasıdır.

    Avrupa'daki farklı uygulamalara bakarken de meseleyi “Orada suç yok, bizde var.” gibi basit bir karşılaştırmaya indirgememek gerekir.

    Asıl mesele, toplumların kötülüğü nasıl anlattığı ve kötülük karşısında insanlarına nasıl bir ruh hâli sunduğudur.

    Çünkü insanın dünyaya bakışı, yalnızca sokakta gördüğü manzaradan değil, her gün zihnine taşınan görüntülerden de oluşur.

    Bu nedenle bugün hepimizin kendimize şu soruyu sormasında fayda var: Biz gerçekten yaşadığımız dünyayı mı görüyoruz, yoksa bize gösterilen dünyanın içinde mi yaşıyoruz?

    YAZARLAR
    TÜMÜ

    SON HABERLER