Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
    İhsan Erz
    İhsan Erz

    KURSU BİTİREN ENGELLİ BİREY SONRA NEREYE GİDİYOR?

    Diyarbakır’da engelli bireylere yönelik ücretsiz kursların bu yıl da devam etmesine sevindim. El sanatlarından bilgisayara, müzikten farklı meslek becerilerine kadar uzanan bu programlar, evden çıkmakta zorlanan pek çok insan için haftada birkaç gün de olsa sosyal hayata açılan bir pencere oluyor. Emeği geçenleri tebrik etmek gerekiyor.

    Yine de bu tür haberleri okurken aklıma hep aynı şey takılıyor: Kurs bittikten sonra ne oluyor?

    Dünya Sağlık Örgütü’nün verilerine göre dünyada yaklaşık 1,3 milyar insan, yani her altı kişiden biri önemli düzeyde bir engellilikle yaşıyor. Türkiye’de de milyonlarca insanı ilgilendiren bir konudan söz ediyoruz. Bu kadar büyük bir nüfus için politikanın ağırlık merkezinin kurs ve etkinlik takvimi olması, iyi niyetli ama dar bir bakış.

    Bir mesleki eğitimin değeri, sonunda bir işe, bir staja ya da bir üretim faaliyetine bağlanabilmesiyle ortaya çıkar. Bu bağ kurulmadığında kurs, birkaç aylık bir meşguliyetten öteye geçemiyor. Belediyelerin, meslek odalarının ve işverenlerin bir masa etrafında oturup “Bu şehirde hangi becerilere ihtiyaç var?” sorusunu birlikte cevaplaması gerekiyor. Diyarbakır’da tekstilden hizmet sektörüne, ofis işlerinden çağrı merkezlerine kadar engelli bireylerin çalışabileceği pek çok alan var. Kurs programları bu alanlarla eşleştirilirse sertifika bir duvar süsü olmaktan çıkar.

    Kadın kooperatiflerine verilen desteklere benzer bir modelin engelli bireyler için de kurulması mümkün. Kursu bitirenlerin bir araya gelip ürettiklerini satabilecekleri bir kooperatif ya da belediyenin satış noktalarında onlara ayrılmış bir köşe, hem gelir hem özgüven sağlar.

    Binaya girebilmek yetmez, binaya ulaşabilmek gerekir

    Kursun yapıldığı bina erişilebilir olabilir. Peki tekerlekli sandalye kullanan bir katılımcı evinden o binaya nasıl geliyor? Rampası arızalı otobüs, yüksek kaldırım, üzerine araç park edilmiş hissedilebilir yüzey… Bunların her biri, kursa devam etmek isteyen birini evde tutmaya yetiyor. Görme ve işitme engelli katılımcılar için de durum farklı değil. Ders materyali, duyurular ve iletişim biçimi onlara göre hazırlanmadığında kapı açık olsa bile içeri girmek zorlaşıyor.

    Farklı yaşta, farklı eğitim düzeyinde ve farklı engel durumunda insanlara aynı programı sunmak kolay ama verimsiz. Katılımcılara ne öğrenmek istedikleri sorulmalı, program onlarla birlikte şekillenmeli. Başarıyı ölçerken de kayıt sayısının yanında devam oranına ve kursun ardından kaç kişinin bir işe ya da üretime yöneldiğine bakmak gerekiyor.

    Bir de görünmeyen bir engel var: önyargı. Bir işverenin “Bu kişi bu işi yapamaz” diye peşinen karar vermesi, bir merdivenden çok daha yüksek bir duvar olabiliyor. Engelli bireyi yalnızca yardım edilecek biri olarak gören bakış, ona eğitim verse bile onu kararların ve işin dışında bırakmaya devam ediyor. Oysa burada konuştuğumuz şey bir lütuf değil, anayasal bir hak.

    Somut bir öneri

    Diyarbakır’daki kurumlar, bu yılki kursları bitiren katılımcıları bir yıl sonra yeniden arayıp basit bir soru sorabilir: “Şu an ne yapıyorsunuz?” Cevapların toplamı, hangi programın gerçekten işe yaradığını herhangi bir rapordan daha açık gösterecektir. Bu sonuçlar kamuoyuyla paylaşılırsa gelecek yılın kursları da çok daha isabetli planlanır.

    YAZARLAR
    TÜMÜ

    SON HABERLER