Türkiye ekonomisi açısından yeni bir dönem daha başladı.
6 Eylül’de açıklanan 2027-2029 Orta Vadeli Program, önümüzdeki üç yılın ekonomik yol haritasını ortaya koydu. Programda enflasyonla mücadele kadar üretim, yatırım, istihdam, ihracat ve verimlilik de öne çıkıyor.
Ancak burada herkesin sorması gereken başka bir soru var: Enflasyonu düşürdükten sonra ne yapacağız?
Çünkü yalnızca fiyat artışlarını kontrol altına almak, Türkiye’nin ekonomik geleceğini tek başına garanti etmiyor.
Asıl mesele daha fazla, daha kaliteli ve daha teknolojik üretmek; ürettiğimizi daha yüksek değerle dünyaya satabilmektir.
Bugün dünyanın ekonomik düzeni değişiyor. Eskiden ucuz iş gücü avantajı önemliydi. Artık tek başına yeterli değil.
Bir ülkenin gücü; ürettiği teknolojinin, markanın, yazılımın, makinenin ve yüksek katma değerli ürünün değeriyle ölçülüyor.
İşte Türkiye’nin önündeki büyük sınav tam burada başlıyor. Çünkü 100 dolarlık bir ürünü üretmekle 1.000 dolarlık teknoloji ürünü üretmek arasında yalnızca fiyat farkı yoktur. Aradaki fark, ülkenin gelecekte dünyadan alacağı paydır.
Yeni OVP’de de teknoloji yoğun ve yüksek katma değerli üretim ile ihracatın artırılması, kritik ürün ve teknolojilerde ithalata bağımlılığın azaltılması hedefleniyor.
Bence artık Türkiye’nin ekonomik hedefini yalnızca “büyümek” olarak tarif etmemesi gerekiyor. Nitelikli büyümek zorundayız.
Çünkü büyük bir ekonomi olmak başka, güçlü bir ekonomi olmak başkadır.
Güçlü ekonomi; kriz anında dışarıdan gelecek ürünü beklemeyen, enerjide kendi kaynağını artırabilen, tarımda kendi gıdasını güvence altına alabilen, sanayide kendi teknolojisini geliştirebilen, savunmada kendi sistemini üretebilen ve bütün bunları dünyaya satabilen ekonomidir.
Türkiye’nin önünde çok önemli bir fırsat var. Genç nüfusumuz, güçlü sanayi altyapımız, stratejik coğrafyamız, gelişen teknoloji sektörümüz ve ihracat kabiliyetimiz bize önemli avantajlar sağlıyor.
Fakat avantajı güce dönüştürmenin yolu üretimden geçiyor.
Bugün Türkiye’nin en önemli ekonomik hedeflerinden biri belki de şu olmalı: “İthal eden Türkiye’den, teknoloji ihraç eden Türkiye’ye.”
Enflasyonu düşürmek hedefin sonu değil, yeni ekonomik dönemin başlangıcıdır. Asıl başarı, istikrarlı fiyat ortamında üretimi artırabilmek, istihdamı büyütebilmek, ihracatı çeşitlendirebilmek, katma değeri yükseltebilmek ve Türkiye’nin dünya ekonomisinden aldığı payı kalıcı biçimde artırabilmektir.
Türkiye’nin geleceği yalnızca rakamlarda değil; fabrikalarda, laboratuvarlarda, teknoloji merkezlerinde ve üretim tesislerinde yazılacaktır.
Enflasyonu yenmek zorundayız. Ama asıl hedefimiz, üretim gücünü yenilmez hâle getirmek olmalıdır.



























