Dünya siyasetinde bazı şehirler sadece toplantılara ev sahipliği yapar, bazı şehirler ise tarihin yönünü etkileyen kararların merkezine dönüşür. Ankara’nın ev sahipliği yaptığı NATO Zirvesi, işte bu ikinci kategoriye giren organizasyonlardan biri oldu. Çünkü bu zirve, yalnızca güvenlik başlıklarının görüşüldüğü bir toplantı değil; Türkiye’nin uluslararası sistemdeki ağırlığının yeniden tescillendiği bir platform olarak öne çıktı.
Zirveyi daha da önemli hâle getiren unsur ise ABD Başkanı Donald Trump’ın yeniden göreve dönüşünün ardından NATO çatısı altındaki ilk önemli temaslarından birini Ankara’da gerçekleştirmesiydi. Bu tercih, Türkiye’nin Washington açısından stratejik önemini koruduğunu gösterirken Ankara’nın küresel diplomasi trafiğinde merkez ülkelerden biri hâline geldiğini de ortaya koydu.
ZİRVENİN ASIL AMACI NEYDİ?
NATO’nun gündeminde artık yalnızca klasik askerî tehditler yok. Rusya-Ukrayna savaşıyla derinleşen Avrupa güvenlik krizi, Orta Doğu’daki istikrarsızlık, enerji güvenliği, siber saldırılar, düzensiz göç ve terör tehdidi, ittifakı yeni bir güvenlik anlayışına yöneltiyor.
Ankara’daki zirvede verilen temel mesaj şuydu: NATO, sadece tank ve uçaklardan oluşan bir savunma örgütü değil; ekonomik, teknolojik ve dijital güvenliği de kapsayan geniş bir güvenlik mimarisi kurmaya hazırlanıyor.
HANGİ KARARLAR ÖNE ÇIKTI?
Üye ülkelerin savunma harcamalarını artırma konusundaki kararlılığı yinelendi. Doğu Avrupa ve Baltık hattındaki askerî caydırıcılığın güçlendirilmesine yönelik planlar güncellendi. Türkiye’nin uzun süredir vurguladığı terörle mücadele hassasiyeti zirve bildirisine daha belirgin şekilde yansıdı. Siber güvenlik ve yapay zekâ, geleceğin savunma alanları arasında öncelikli başlık hâline geldi. Enerji hatlarının korunması ve tedarik güvenliği, NATO’nun güvenlik perspektifinin önemli bir parçası olarak kabul edildi.
ANKARA NEDEN KRİTİK BİR ADRESTİ?
Türkiye; Karadeniz, Kafkasya, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz’in kesişim noktasında bulunuyor. Enerji koridorları, göç yolları ve bölgesel krizlerin merkezinde yer alan bir ülkenin NATO içindeki konumu doğal olarak sıradan bir üyelik ilişkisiyle açıklanamaz.
Ankara’daki zirve, Türkiye’nin ittifak açısından sadece coğrafi bir avantaj değil, aynı zamanda siyasi ve askerî bir denge unsuru olduğunu bir kez daha gösterdi.
F-35 VE YAPTIRIMLAR: İTTİFAK İÇİNDEKİ ÇELİŞKİ
Erdoğan ile Trump görüşmesinin en dikkat çekici başlıklarından biri, Türkiye’nin yıllar önce ödeme yaptığı hâlde teslim alamadığı F-35 savaş uçakları konusu oldu. Türkiye, programın üretici ortaklarından biri olmasına rağmen S-400 krizi sonrasında projeden çıkarılmış ve teslim edilmesi beklenen uçaklar verilmemişti.
Bu durum Ankara’da yalnızca bir savunma sanayii sorunu olarak değil, müttefiklik hukukunun sorgulanmasına neden olan siyasi bir mesele olarak değerlendiriliyor. NATO’nun önemli bir üyesi olan Türkiye’nin, ittifak içindeki rolüne rağmen yaptırımlarla karşı karşıya kalması da ilişkilerdeki en büyük çelişkilerden biri olarak görülüyor.
Ankara’nın beklentisi, ya ödenen bedelin adil biçimde telafi edilmesi ya da F-35 sürecinin yeniden değerlendirilmesi yönünde. Washington açısından ise Türkiye ile savunma alanındaki ilişkilerin tamamen kopmasının NATO’nun güney kanadı açısından stratejik maliyetler doğurabileceği gerçeği giderek daha fazla kabul görüyor.
ZİRVE AMACINA ULAŞTI MI?
Kısmen evet.
Çünkü zirvenin başarısı yalnızca yayımlanan bildirilerle ölçülmez; alınan kararların sahaya ne ölçüde yansıyacağı belirleyici olur.
Şimdiden görülen kazanımlar; ortak tehdit algısının korunması, Türkiye’nin terörle mücadele tezlerinin daha görünür hâle gelmesi, doğu kanadına ilişkin savunma planlarının netleşmesi ve siber güvenlik ile yapay zekâ konularının ittifak gündeminde üst sıralara çıkmasıdır.
Cevabı zamana bırakılan sorular ise savunma bütçelerinin gerçekten artırılıp artırılmayacağı, Ukrayna konusunda ortak stratejinin sürdürülüp sürdürülemeyeceği, terörle mücadelede verilen sözlerin uygulamaya dönüşüp dönüşmeyeceği ve F-35 meselesi ile yaptırımlar konusunda somut ilerleme sağlanıp sağlanamayacağıdır.
TÜRKİYE AÇISINDAN ÇIKAN SONUÇ
Ankara Zirvesi üç temel gerçeği ortaya koydu: Türkiye, NATO’nun vazgeçilmez ülkelerinden biridir. Terörle mücadele konusundaki hassasiyetleri artık daha güçlü şekilde duyulmaktadır. Türkiye, güvenlik tüketen değil, güvenlik üreten bir aktör olarak öne çıkmaktadır.
SON SÖZ
Ankara’da gerçekleştirilen NATO Zirvesi, yalnızca diplomatik bir toplantı değil; Türkiye’nin jeopolitik ağırlığının uluslararası arenada yeniden teyit edildiği bir dönüm noktası oldu.
Trump’ın ilk önemli NATO temaslarından birine ev sahipliği yapan Ankara, ittifak masasının kenarında duran bir başkent değil, gündemin şekillenmesinde söz sahibi olan merkezlerden biri olduğunu açık biçimde gösterdi.
Ancak zirvenin asıl dikkat çeken yönü, Erdoğan ile Trump arasındaki görüşmenin Türkiye-ABD ilişkilerindeki güven krizini yeniden diyalog zeminine taşımış olmasıydı. Türkiye, NATO’nun güvenliği için sorumluluk üstlenen bir ülke olarak müttefiklik hukukunun F-35 meselesi ve yaptırımlar konusunda da aynı hassasiyetle işletilmesini bekliyor.
Bu nedenle zirvenin en önemli sonucu, sadece alınan kararlar değil; Türkiye’nin stratejik öneminin dünya tarafından bir kez daha kabul edilmiş olması ve Ankara’nın küresel diplomaside vazgeçilmez aktörlerden biri olduğunun yeniden ortaya konmasıdır.
Adnan Fişenk
Gazeteci-Yazar



























