Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
    Adnan Fişenk
    Adnan Fişenk

    Haberin Etkisi | 6. Bölüm — DOĞAYI YALNIZCA FELAKETLERLE ANLATMAK

    Bir sabah telefonu elimize alıyoruz.

    Kuraklık… Orman yangını… Sel… Heyelan… Su kaynaklarının azalması… Hava kirliliği… İklim değişikliği…

    Her gün doğayla ilgili yeni bir kötü haberle karşılaşıyoruz.

    Bunların önemli bir bölümü gerçektir. Üstelik görmezden gelinmesi mümkün olmayan kadar ciddi sorunlardır.

    Fakat burada da insan psikolojisiyle ilgili başka bir soru ortaya çıkıyor: Doğayı yalnızca felaketleri üzerinden anlatırsak, insanlarda doğayı koruma isteğini mi büyütürüz, yoksa çaresizlik duygusunu mu?

    Çünkü sürekli yanan orman görüntüsü gören insan bir süre sonra “Her şey yok oluyor.” diye düşünmeye başlayabilir.

    Sürekli kuruyan göller gösterilen insan, “Artık yapılacak bir şey kalmadı.” duygusuna kapılabilir.

    Sürekli felaket anlatılan toplumlarda olduğu gibi, çevre konusunda da korkunun fazlası insanı harekete geçirmek yerine pasifleştirebilir.

    Oysa doğanın hikâyesi yalnızca felaketlerden ibaret değildir.

    Bir ağacın yeniden filizlenmesi de doğadır. Kuruyan toprağın yağmurdan sonra yeniden canlanması da.

    Bir derenin temizlenmesi, bir sulak alanın korunması, bir ormanın yeniden büyümesi, bir çocuğun fidan dikmesi de.

    Bunların hepsi haber değeri taşıyan gelişmelerdir.

    Türkiye'nin çevre gazeteciliğinde belki de biraz daha fazla buna ihtiyacı var.

    Sorunu göstermek elbette gereklidir. Ama çözümü göstermek de aynı derecede önemlidir.

    “Ormanlarımız yanıyor.” demek toplumun dikkatini çeker. “Yanmış bir orman nasıl yeniden kazanılır?” sorusunu sormak ise topluma sorumluluk verir.

    “Su azalıyor.” demek kaygı yaratır. “Suyu nasıl koruyabiliriz?” sorusu ise insanı düşünmeye ve davranmaya yönlendirir.

    İşte çevre konusunda umut ile gerçekçilik arasındaki denge burada kurulmalıdır.

    Doğayı korumak yalnızca devletlerin, belediyelerin veya çevre kuruluşlarının görevi değildir.

    Evde boşa akan suyu kapatmak, gereksiz tüketimi azaltmak, çöpleri ayrıştırmak, ağaca zarar vermemek, yangın riskine karşı dikkatli olmak… Bunların her biri küçük görünür.

    Fakat büyük çevre sorunları da milyonlarca küçük davranışın toplamından oluşur.

    Türkiye'nin çevre konusunda ihtiyacı olan şey yalnızca korku değildir. Bilgiye, sorumluluğa ve umuda da ihtiyacı vardır.

    Çünkü insan yalnızca korktuğu şeyi korumaz. Bazen sevdiği şeyi korur.

    Bu nedenle doğayı çocuklarımıza yalnızca yanan ormanların görüntüsüyle anlatmayalım.

    Onlara yeşeren ağacı, akan suyu, temiz havayı, kuşların sesini ve toprağın bereketini de gösterelim.

    Çünkü doğayı korumanın ilk şartı, insanın onun hâlâ kurtarılabilir olduğuna inanmasıdır.

    Umudun olmadığı yerde mücadele de uzun sürmez.

    Ve doğa için vereceğimiz en büyük mücadelelerden biri, insanlığa hâlâ kaybedecek değil, koruyacak bir dünyamız olduğunu hatırlatmaktır.

    YAZARLAR
    TÜMÜ

    SON HABERLER