Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
    Adnan Fişenk
    Adnan Fişenk

    BİR TOPLUMU AYAKTA TUTAN SADECE EKONOMİ DEĞİLDİR

    Ekonomiyi konuşurken çoğu zaman rakamların büyüsüne kapılıyoruz. Büyüme oranları, ihracat rekorları, borsa endeksleri ya da kişi başına düşen millî gelir… Bunların her biri önemlidir. Ancak çoğu zaman gözden kaçırdığımız çok daha hayati bir gösterge vardır: İnsanların geleceğe olan inancı.

    Bir ülkede vatandaş sabah işe giderken “Çalışırsam karşılığını alırım.” diyebiliyorsa, o ülke yalnız ekonomik olarak değil, sosyal olarak da güçlüdür. Fakat aynı vatandaş, ne kadar emek verirse versin hayatının değişmeyeceğine inanmaya başlamışsa, asıl tehlike tam da burada başlar.

    Çünkü umut, ekonominin görünmeyen sermayesidir.

    Gelir dağılımındaki bozulma yalnızca cebimizdeki parayı eksiltmez. Daha derin bir tahribat oluşturur; adalet duygusunu zedeler, fırsat eşitliğine olan güveni aşındırır ve toplumun ortak geleceğine dair inancı sarsar.

    Toplumların en büyük gücü orta sınıftır. Çünkü orta sınıf; üretir, tasarruf eder, çocuklarının eğitimi için fedakârlık yapar ve geleceğe yatırım yapar. Bu denge zayıfladığında ise yalnız ekonomik yapı değil, toplumsal huzur da yara alır.

    Bugün Türkiye'nin üzerinde düşünmesi gereken temel meselelerden biri de budur. Gençler diploma ile iş bulabileceklerine inanıyor mu? Esnaf emeğinin karşılığını alabileceğini düşünüyor mu? Çiftçi üretmeye devam etmek için umut taşıyor mu? Emekli yıllarca çalışmasının karşılığında huzurlu bir yaşam sürebileceğine güveniyor mu?

    Bu soruların cevabı, ekonomik tablolardan çok daha fazla şey anlatır.

    Bir ülkede insanlar geleceklerini kendi emekleriyle şekillendirebileceklerine inandıkları sürece farklı fikirler zenginliktir. Ancak bu inanç zayıfladığında kutuplaşma derinleşir, sert söylemler güç kazanır ve toplumsal uzlaşma yerini karşılıklı güvensizliğe bırakır.

    Bu nedenle ekonomik kalkınma yalnız üretimi artırmakla sağlanamaz. Hukukun üstünlüğü, fırsat eşitliği, liyakat, şeffaf yönetim ve sosyal adalet de kalkınmanın vazgeçilmez unsurlarıdır.

    Türkiye, genç nüfusu, girişimci insan kaynağı ve üretim kapasitesiyle büyük bir potansiyele sahiptir. Bu potansiyeli gerçeğe dönüştürecek olan ise yalnız yatırımlar değil; vatandaşın devletine, kurumlarına ve en önemlisi kendi geleceğine duyduğu güvendir.

    Unutmamak gerekir ki güçlü devletler yalnız yüksek binalar inşa ederek değil, yüksek güven duygusu oluşturarak yükselir.

    Bir ülkenin gerçek serveti kasasındaki para değil, vatandaşının yarına duyduğu güvendir.

    Adnan Fişenk
    Gazeteci-Yazar
    Parlamento Muhabiri

    YAZARLAR
    TÜMÜ

    SON HABERLER