Türkiye’de sokak köpekleri meselesi yıllardır aynı iki uç arasında tartışılıyor: Bir tarafta insanların güvenlik kaygıları, diğer tarafta hayvanların yaşam hakkı…
Oysa sağlıklı bir toplum, bunlardan birini seçmek zorunda değildir. Hem insanı koruyan hem hayvana eziyet etmeyen bir sistem kurulabilir. Asıl mesele, böyle bir sistemi kurmak için gerekli bilgiyi, bütçeyi, denetimi ve siyasi iradeyi ortaya koyup koyamadığımızdır.
Bugün sokaklardan köpeklerin toplanması birçok yerde “sorunun çözüldüğü” şeklinde sunuluyor. Fakat bir hayvanı gözden uzaklaştırmak, onu doğuran koşulları ortadan kaldırmaz. Köpeği sokaktan alabilirsiniz; kontrolsüz üretimi, terk edilmeyi, kayıt dışılığı, yetersiz kısırlaştırmayı ve sorumsuz sahipliği aynı araçla toplayamazsınız.
Bu nedenle soruyu açık sormamız gerekiyor: Sokakları mı boşaltıyoruz, yoksa gerçekten kalıcı bir çözüm mü kuruyoruz?
Kanun var; uygulamanın vicdanı nerede?
2024 yılında kabul edilen 7527 sayılı Kanun ile sahipsiz hayvanlara ilişkin sistem önemli ölçüde değiştirildi. Ardından yayımlanan uygulama yönetmeliği; hayvanların toplanması, bakımevlerine götürülmesi, rehabilitasyonu, barındırılması ve sahiplendirilmesi süreçlerini ayrıntılandırdı.
Kanunun amacı kamu güvenliğini, insan sağlığını, hayvan sağlığını ve çevreyi birlikte korumaktır. Bu amaç, kâğıt üzerinde anlaşılırdır. Çünkü hiçbir anne çocuğunu okula gönderirken korkmamalı, hiçbir vatandaş saldırıya uğrama endişesiyle yaşamamalıdır.
Ancak aynı şekilde hiçbir canlı açlığa, susuzluğa, hastalığa veya kapalı kapılar ardındaki kötü muameleye mahkûm edilmemelidir.
Bir düzenlemenin gerçek değeri yalnızca maddelerinde değil, sahadaki uygulamasında ortaya çıkar. Hayvanları toplamak kolaydır; onların nerede, hangi şartlarda ve ne kadar süreyle yaşayacağını güvence altına almak zordur. Asıl devlet ciddiyeti de tam burada başlar.
Toplanan her hayvanın kayıt numarası bulunuyor mu? Aşıları ve sağlık kontrolleri yapılıyor mu? Bakımevlerinin günlük kapasitesi kamuoyuyla paylaşılıyor mu? Ölüm, hastalık ve sahiplendirme sayıları bağımsız biçimde denetleniyor mu?
Bu soruların cevabı bilinmiyorsa yalnızca sokaklar değil, gerçekler de gözden uzaklaştırılmış olur.
Bakımevi depo değildir
Bir köpek; mama verilen, su bırakılan ve kapısı kapatılan herhangi bir alanda sağlıklı biçimde yaşayamaz.
Köpek sosyal bir canlıdır. Hareket etmeye, çevresiyle ilişki kurmaya, zihinsel uyarılmaya ve güven duygusuna ihtiyaç duyar. Aşırı kalabalık, sürekli gürültü, kontrolsüz grup barındırması ve uzun süreli hareketsizlik hayvanda korkuya, saldırganlığa, içe kapanmaya ve davranış bozukluklarına yol açabilir.
Köpek eğitimi alanında çalışan biri olarak açıkça söyleyebilirim: Davranış sorunu yalnızca hayvanın karakteri değildir; çoğu zaman içinde tutulduğu şartların sonucudur.
İyi yönetilmeyen bir bakımevi, sakin bir köpeği saldırganlaştırabilir. Doğru değerlendirme, eğitim ve sosyalleştirme uygulanan bir merkez ise sorunlu görülen pek çok hayvanı güvenle sahiplendirilebilir hâle getirebilir.
Bu nedenle her bakımevinde yalnızca veterinerlik hizmeti değil, davranış değerlendirmesi ve rehabilitasyon programı da bulunmalıdır. Köpekler yaşına, sağlık durumuna, mizacına ve sosyal uyumuna göre ayrılmalıdır. Sahiplendirme yapacak ailelere de temel eğitim verilmelidir.
Bakımevinin başarısı, kaç hayvan topladığıyla değil; kaç hayvanı sağlıklı, güvenli ve kalıcı biçimde sahiplendirdiğiyle ölçülmelidir.
Rakamların bize söylediği
Tarım ve Orman Bakanlığının 2024 yılında açıkladığı verilere göre Türkiye’de yaklaşık dört milyon rehabilite edilmemiş sahipsiz hayvan bulunduğu tahmin ediliyordu. Yerel yönetimler tarafından 2004–2023 döneminde yaklaşık 2,5 milyon hayvan kısırlaştırılmış, 2,8 milyondan fazla hayvan aşılanmış ve 533 bin hayvan bakımevlerinden sahiplendirilmişti.
Bu rakamlar önemli bir çalışma yapıldığını gösteriyor. Fakat aynı zamanda yirmi yıllık çabaya rağmen sorunun neden kalıcı olarak çözülemediğini de sorgulatıyor.
Çünkü yalnızca sokaktaki hayvanı kısırlaştırmak yetmez. Evlerde ve ticari üretim alanlarında kontrolsüz çoğaltılan, daha sonra sokağa terk edilen hayvanların önüne geçilmedikçe sistem sürekli başa döner. Bir taraftan hayvan toplarken diğer taraftan sokağa yeni hayvanlar bırakılıyorsa, yapılan çalışma dibi açık bir kabı doldurmaya benzer.
Bu nedenle mikroçip ve kayıt sistemi yalnızca bürokratik bir işlem olarak görülmemelidir. Hayvanı terk eden kişinin tespit edilmesi, üretimin denetlenmesi ve satış zincirinin izlenmesi kalıcı çözümün temel parçalarıdır.
Güvenlik ile merhamet birbirinin düşmanı değildir
Sokak köpekleri konusunda yıllardır yapılan en büyük hata, insan güvenliğiyle hayvan hakkını karşı karşıya getirmektir.
Bir çocuğun güvenliği ne kadar önemliyse savunmasız bir canlının işkence görmemesi de o kadar temel bir medeniyet ölçüsüdür. İnsan hayatını korumak için hayvana eziyet etmek gerekmediği gibi hayvan sevgisi adına vatandaşların gerçek güvenlik kaygılarını küçümsemek de doğru değildir.
Çözüm; duygusal sloganlardan değil, bilimsel ve denetlenebilir bir sistemden geçer.
Belediyeler düzenli veri yayımlamalı, bakımevleri bağımsız denetime açılmalı, toplama ekipleri eğitilmeli, kısırlaştırma kapasitesi artırılmalı ve sahiplendirme sonrasında aileler takip edilmelidir. Köpek eğitmenleri, veteriner hekimler, davranış uzmanları, yerel yönetimler ve gönüllü kuruluşlar aynı masada çalışmalıdır.
Okullarda çocuklara hayvanlardan nasıl korunacakları kadar hayvanlarla nasıl doğru iletişim kuracakları da öğretilmelidir. Çünkü bilgisizlik korkuyu, korku ise çoğu zaman şiddeti büyütür.
Çözüm, görünmeyeni yok saymak değildir
Sokaklar geçici olarak boşaltılabilir. Fakat kötü yönetilen barınaklar, kontrolsüz üretim, hayvan terk etme alışkanlığı ve denetimsiz belediyecilik devam ederse sorun yalnızca adres değiştirir.
Bir medeniyet, yalnızca güçlü olanlara sunduğu imkânlarla ölçülmez. Kendini savunamayan insana, hayvana ve doğaya nasıl davrandığıyla da değerlendirilir.
Bizim ihtiyacımız ne başıboş bırakılmış sokaklar ne de kapıları kamuoyuna kapatılmış hayvan depolarıdır.
İhtiyacımız olan; insanın güvenliğini sağlayan, hayvanın yaşam hakkını koruyan, bilimsel yöntemlerle çalışan ve her kuruşun, her işlemin hesabını verebilen bir sistemdir.
Sokakları boşaltmak bir görüntü sağlayabilir. Sorunu çözmek ise sorumluluk, uzmanlık, şeffaflık ve vicdan gerektirir.
Hangisini tercih ettiğimizi yalnızca bugün yaşayan insanlar değil, gelecek kuşaklar da görecektir.