Her yıl 30 Ağustos geldiğinde aynı görüntülere şahit oluyoruz.
Bayraklar asılıyor.
Marşlar söyleniyor.
Atatürk anılıyor.
Zafer kutlanıyor.
Bunların hepsi değerlidir.
Fakat insanın aklına ister istemez başka bir soru geliyor:
30 Ağustos’u anlamak, yalnızca onu kutlamak mıdır?
Bence hayır.
Çünkü 30 Ağustos’un bize bıraktığı en büyük miras, bir takvim günü değil; bir sorumluluk bilincidir.
104 yıl önce bu ülkenin insanları büyük bir yokluk içinde mücadele etti. Cephane sınırlıydı, imkânlar kısıtlıydı, karşılarındaki güç büyüktü.
Ama milletin elinde çok daha güçlü bir şey vardı:
İnanç, irade ve bağımsızlık kararlılığı.
Onlar, “Bu ülkenin geleceğini başkaları belirlesin.” demediler.
“Millet kendi kaderine sahip çıkmalıdır.” dediler.
İşte 30 Ağustos’un asıl anlamı burada başlıyor.
Bayrak taşımak kolaydır
Bayrak taşımak kolaydır; o bayrağın temsil ettiği değerlere layık olmak zordur.
Bugün bizim mücadelemiz elbette aynı değildir.
Fakat bağımsızlığın sınavları bitmiş değildir.
Ekonomik bağımsızlık…
Bilimsel ve teknolojik bağımsızlık…
Enerji bağımsızlığı…
Gıda güvenliği…
Nitelikli eğitim…
Hukukun üstünlüğü…
Üretim…
Ve kendi geleceğimizi başkasının iradesine bırakmadan kurabilme iradesi…
Ekonomik bağımsızlığı güçlü olmayan bir ülkenin siyasi kararlarında ne kadar özgür kalabileceği de her zaman tartışma konusudur.
Bir ülke kendi insanının yeteneğine güvenmiyorsa, gençlerini yetiştirmek yerine kaybediyorsa, ürettiğinden çok tüketiyor ve geleceğini sürekli dış kaynaklara bağımlı hâle getiriyorsa, geçmişte kazanılmış bir zaferin mirasını ne ölçüde taşıyabiliyor?
Bu soruyu sormak, 30 Ağustos’a saygısızlık değildir.
Tam tersine, 30 Ağustos’un ruhuna sahip çıkmaktır.
Cumhuriyet geleceği kurmak için vardır
Çünkü Atatürk ve silah arkadaşlarının bize bıraktığı Cumhuriyet, geçmişte yaşayıp övünmemiz için değil; geleceği kurmamız için vardır.
Bugün bir öğrencinin elindeki kitap da 30 Ağustos’un meselesidir.
Bir mühendisin laboratuvarı da…
Bir çiftçinin tarlası da…
Bir işçinin alın teri de…
Bir girişimcinin ürettiği teknoloji de…
Bir hâkimin verdiği adalet kararı da…
Çünkü bağımsızlık, hayatın yalnızca bir alanında değil, bütün alanlarında kendini gösteren bir değerdir.
O nedenle 30 Ağustos’ta yalnızca geçmişe bakmayalım.
Biraz da aynaya bakalım.
Kendimize soralım:
Bize bırakılan Türkiye’yi daha güçlü bir Türkiye yapmak için bugün ne yapıyoruz?
Eğer bu soruya herkes kendi alanında dürüstçe cevap verebilirse, 30 Ağustos gerçek anlamına kavuşur.
Çünkü zaferleri anmak kolaydır.
Asıl mesele, zaferlerin bize yüklediği sorumluluğu taşımaktır.
Türk milleti olarak, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bağımsızlığımız için can veren bütün kahramanlarımızı minnet, rahmet ve saygıyla anıyoruz.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.
Ve unutmayalım:
Bir milletin en büyük zaferi, kazandığı topraklarda onurlu, özgür, üretken ve güven içinde bir gelecek kurabilmesidir.
Nereden geldik?
Bugün neredeyiz?
Geleceğe ne bırakacağız?
“Bize emanet edilen vatanı yalnızca koruyarak değil, güzelleştirerek ve gelecek nesillere daha yaşanabilir hâlde bırakarak teslim edeceğiz.”
Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, bu büyük zaferi bize armağan eden bütün kahramanlarımızı rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.
30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun. 🇹🇷